Tüm kadın aksesuar fırsatları için tıklayın !
Dedemin Gözünde Martılar (ıı)
Evet! Ben yedi aylık doğmuşum, annem her zaman söyler, sıcak bir ağustos ayının dördüydü, gece bir de. Hatta altı aylıkken doğacakmışım, güç tutmuşlar. Siz olsanız doğmaz mısınız? Büyükannem ben ölmeden önce şu torun doğsa da yüzünü görsem, dedem doğsa da omuzlarımda gezdirsem, bir de erkek olsa, annem ise babama kızar, bey dur der, zaten karnımda ağırlık var, bir de gece gece sen üstüme çıkma, çocuk doğsun hele, ondan sonra ne yapacaksak yapalım, dediğinde babam hadi doğ artık dedikçe siz söyleyin, kalmak ister misiniz anne karnında? Durmadan suyun içinde, dön bir o yana bir bu yana, tekme atarsın kıyamet kopar. Ve geçen ay otuz dört yaşına girdim ve büyükannem ‘ Hadi deniz gözlüm, canım Tuğçem bir an önce evlen de kara toprağa gitmeden mürüvvetini göreyim dedikçe içimden “Bu sefer yemez, sen bırak beni bu gidişle benim torunumu bile evlendirirsin” diyordum. Ama sağ olsun annem sözünü tuttu, ben doğduktan sonra babamın üstüne çıkmasına müsaade etti. O zamanlar çocuk aklı ile anlam veremezdim bu çıkışlara ve arkasından bağırışlara…
Dedecim çocukluğumda bir taneydi. Bir dediğimi iki etmez, ettirmezdi. Hele zavallı Tekir, ne çok severdi beni herhalde. O giderdi, kaybolmasın diye ben giderdim peşinden. Ama sevincini hiç göstermezdi, yine de belki çocuk olduğum için beni idare ederdi. Tüyleri çok güzel ve yumuşaktı. O’nun arkasından emekler, bazen bahçeye, bazen mutfakta kuru erzakların olduğu yere, en çok da dedemin sıcak ve sessiz odasına giderdik. Annem ve hizmetçi Aysel Teyze bizi çok arardı. Dedemle bahçede oynaması, ağaçlara tırmanması ara sıra tahta çite çıkması heyecan vericiydi annem için. Hele merdivenleri emeklemesi. Dedem anlatıyor, karşıdan önce cin gibi parlayan gözlerim, sonra saçlarım, yüzüm ve gövdem gözükürmüş yalpalaya yalpalaya.
Babamı akşamları görürdüm, o da garibanım dedemin sesinden konuşamaz, bir köşede çayını yudumlar, gazetelerdeki havadislere bakar, Bazen Kıbrıs Fatihi’ni över, bazen de yapılan benzin zammını okuduğunda veya çay, şeker bulunmadığı zaman ise kızardı. Dedem o zaman sazı eline alır, ikinci dünya savaşından başlayarak Adnan Menderes’i, İnönü’yü, atmışlı yıllarda İstanbul Üniversitesi’ndeki öğrenci olaylarını ve ihtilali, atmış sekiz kuşağını, Macaristan’ı, on iki martı anlatır, Kıbrıs’la ilgili Ecevit’in Amerika’ya kafa tutmasını över ve arkasından dedesine giderek nasıl tırnağını kazıya kazıya bu yerlere geldiğini anlatırdı. Dedem çok güzel konuşur, babam da çok güzel dinlerdi. Bazen babam uyuklar, dedem de hemen fark eder, o zaman anneme göz kırparak biraz su ister, babamın yüzü suyla buluşunca ben kahkahalarla gülerdim. Annesi sözü alır:
-Yalan valla yalan. Nerden çıkarıyor böyle şeyler. Babasına üzerime çıkma diye bir şey demedim. Diyebilir miyim öyle hiç. Hem o ayrı, bu ayrı. Tuğçe küçükken de öyleydi. Evi birbirine katar, sonra da hiçbir şey olmamış gibi ortaya çıkardı. Çok yaramazdı çok. Şimdi sanki farklı! Anacım yine büyük sözü dinlemiyor, söylediklerim bir kulağından giriyor, öbür kulağından çıkıyor. Evlen diyorum. Ahhh, bey haklıymış, biz ikinci çocuk yapıp torun için bunu beklemeyecekmişiz. Evlenmem diyor, kariyer yapacağım diyor, zaten müdür olmuş, hayır daha da yükselecekmiş, yurt dışına Paris’e gidecekmiş. Tüm bunlar O deli kızın yüzünden oldu. Beye kaç defa dedim görüştürme şu yamyam kızla diye. Kızımı da kandırdı, kendisi Fransa’ya gitti, benim kızda gidecekmiş. Koşhoş mu, hoşkoş mu ne Fransa’da araba fabrikası varmış, oraya gidecekmiş. Zaten evde de kalmıyor. Maaşını kazanıyormuş, evde hür olamıyormuş, özgür değilmiş, bunalıyormuş, tek başına kalırsa öz güveni gelirmiş. Allah vere başına başka şeyler gelmeye. Benim canım Tuğçem, öyle de güzel ki. İnsan gözlerinin derinliğinde yüzesi geliyor. Bebekken mememi cop cop nasıl da emerdi. Kızdığında ya da süt gelmediğinde mızmızlanır, arkasından ucunu damağınla sıkar, canımı acıtmak isterdi. Gözleri hep gülerdi, çoğu zaman da muzipçe. Çocuğu halatla sarsan yine de yerinde duramaz, gideceği yere koşamasa da sürünerek yine de giderdi. Bazen çok cana yakın olur, gece yatağımıza gelir, ikimizin arasına yatar, bir O’na bir bana dönerdi. Vay hınzır, demek bizi kontrol için geliyormuş. Babası sözü alır:
-Kızım çok zeki. Öğrettiğin her şeyi hemen kavrardı, öğretmediklerini de bir şekilde öğrenirdi. Bebeklerin saçlarını kesip nasıl kırılacağını, sonra da kırıkları arabanın bagajındaki yedek stepnenin altına saklanacağını, bayramlık kuzuya gizlice yem verip çatlatıncaya kadar yedirip bayramdan önce kesmek zorunda kaldığımızı, okul yerine arkadaşları ile sinemalara gitmesi, tüm bunlara rağmen derslerinin çok iyi olması, öğretmenin kızınız çok yaramaz ama çok da zeki demesi, ayda en az bir kez okula çağrılmamız ve para yardımında bulunmak zorunda kalmamız ve tüm bunları, beni bir kez bile kucağına almayan ve bırakın okula çağrılmayı, en ufak bir ikazda bile bana ceza veren babamın, torununun tüm bu yaptıklarını hoş görmesi kabullenilir gibi değildi. Suçum neydi? Sözü anane alır:
-Dedesi okuması için çok uğraştı, hele çalışması için. Bu işi de O buldu, ama torunumun da hakkını vermek gerek az çabalamadı yükselmek için. Neydi arkadaşının ismi, Şirin miydi, neydi. İkisi ne güzel anlaşıyorlardı. Şirin de çok hoş kız. Saçları nasıl da siyah. Okumuş kızın hali bir başka. Şirin’i bizim Mevlüt’ün oğluna alacaktık ama O tutturdu Paris’e gideceğim diye. Şimdi de bizim Tuğçe gidecekmiş peşinden. İşin ilginçliği, beni Kadıköy’e tek göndermeyen dede, bırak gitsin diyor evdekilere. Ne yapacak oralarda kız başına. Gerçi burada da bizle kalmıyor ana hiç olmazsa elimizin altında. Gelse de beni biraz güldürse akşama. Sözü dede alır:
-Elbette çocuğuma sarılmam. Sanki babam bana sarıldı, kucağına oturtup öptü. Hayır, aksine O’da has bahçenin torununu öptü, onu şımarttı. Ben de elbette torunumu şımartacağım, hem torun ne kadar da tatlıymış. Ufakken ne güzel Galata Köprüsü’ne balık tutmaya giderdik. Solucanları korkmadan hatta zevkle oltaya takar, heyecanla denizin dibine bakardı. Oradan yürüyerek Yeni Cami’ye gider, kuşlara yem verirdik. Mısır çarşısına girer, oradan hemen yandaki sokağa sapar, hayvanların satıldığı dükkânları dolaşırdık. Kafesteki yılanlara bakar, adalara götürülmeyen maymunları inceler, kuşları almak isterdi. Oradan da ver elini Gülhane Parkı. Dedim ya sıcacıktı elleri, yürürken hep kaldırıp öperdim onları. Bazen de yanağımı okşardım elleri ile. Sözü her hangi biri aldı:
-İnsan O’nun yanında durmaktan sıkılmazdı. Zaten O yerinde beş dakika durmazdı. Oynak deniz gibi kıpır kıpırdı. Dikkatli baktığında güzel ve etkileyici idi. Saçları dalga dalga omzuna dökülüyordu. Alnı açık ve düzdü. Burnu biçimli ve tüm muzipliğini burnu gösteriyordu. Gözleri söyledim maviydi, dedesinin göz rengini almıştı. Bakışları derin ve ışıltılıydı. Anlamları anlamsızlaştıran bir bakışı vardı. Gözbebekleri iriydi. Her an patlayacak volkan gibiydi. Elmacık kemiği hafif çıkıktı, saçlarının arasına saklanan kulakları biçimliydi, kulak memesi etli, iriydi. En hoş tarafı boynuydu. Uzundu, zarif, pürüzsüz ve yumuşaktı. Yüzü boynu uzun olduğundan ufak gibi gözüküyordu. Vücudu biçimli, hareketleri hızlıydı. Bazen çok salaş giyinir, bazen de ender de olsa sizi bile şaşırtacak kadar kadınımsı giyinirdi. Tanıyamazdınız. Ama o kıyafetlerin için de bile zapt edilmez bir ruhu bakmasını biliyorsanız görürdünüz.
İngilizcesi iyiydi, Paris’e gitmek istediği için Fransızca çalışmaya başladı. Çok da iyi gidiyordu. Algılaması şaşırılacak ve dikkat çekecek kadar kuvvetliydi. Fransızca konuşmak yakışıyordu. Türkçeyi hızlı konuşuyordu. Şirin’i çok seviyordu. O’nu bizde çok seviyorduk. Şirin bir yıl önce gitmişti Fransa’ya. Zengin bir ressamla evlenmişti. Kendisi de foto modellik yapıyordu. Esasında Şirin ile Tuğçe’nin ilk bakışta dünyaları farklı gözüküyordu. Ama demek ki bizim bilmediğimiz sebeplerden dolayı araları çok iyi. Bazen iş çıkışı arkadaşları ile bara takınır, bir duble şarap içer, neşesi çok yerinde ise şarap yerine rakı içerdi. Yaşı genç ama Türkiye’de gitmediği il, Avrupa’da ise ülke yoktu. Bazen evde yatağa uzandığında bu tempolu yaşamdan sıkılıyor, o zaman kendini modern kadını anlatan şiirlere veriyor, onda da ayrılan, çıkan, terk edilen, psikolojik olarak tam sağlıklı olmayan, maddi olarak özgür; manevi olarak sevgi tatminsizliği yaşayan, iş yerlerinde çok başarılı ve devamlı yükselen kadının sorunlarını çözümler üretemeden anlatıyor, kendisi de dahil onların beyaz atlı prensini beklediklerini dizelerinin içlerinde gizlice anlatıyordu, tabii okumasını bilene.
Paris… Özlüyordu, özgürlüğünü, sevgi dolu sokaklarını, Eyfel Kulesi’nin dizlerinin dibindeki sokak cafelerini, oralardaki canlılığı, insanlarının renkliliğini, sokaklardaki ressamlarını, Şirin’i, onunla yaşadıkları dostluğu. O zaman takıldığı siteye daha çok sığınıyor, oradaki gerçek ve gerçek üstü insanlarla paylaşıyordu kendini. Kalemi de ilginçti. Bazen umulmadık yazılar çıkarıyordu, kelimeleri kontrolüne alıyor, kıvrak zekâsına yakışır şekilde hiciv sanatını konuşturuyordu. Yine de ailesinin neşe ve gurur kaynağı, dedesinin sıcak kedisi, annesinin bilye bakışlısı, ananesinin hırçın torunu, babasının akıllı kızı, benim bilmem ki… Sözü Şirin aldı:
-Ne kadar da çok irdeliyor bu adam da. Aramızda nasıl bu kadar kuvvetli dostluk varmış. Sana ne arkadaş. Keyfimizin kahyası mısın? Ama O’nu çok seviyorum. İnşallah yanıma gelir. Bir ev ayarlarız. Bakarsın eski arkadaşı ile de barışırlar. Belki de evlenirler. Nasıl da sevmişti onu. Ben Tuğçe’nin birisine bağlanacağını, onun için çok şeyden fedakârlıkta bulunacağını hiç düşünmezdim. Bilmiyorum belki Selim’de O’nu çok sevdi. Ya da keşke tanıştırmasaydım. Sözü anlamsızlaşan birisi alamadı, kendisi aldı.
ersin başeğmez
16 eylül 2007 18:57 _ izmir
çaysız_şekersiz ve bademsiz
Muhabbetara.com sitesinin bu bölümünde aşk hikayeleri, yaşanmış gerçek hikayaler bulabilirsiniz. Dedemin Gözünde Martılar hikayesinin beğendiyseniz yada Dedemin Gözünde Martılar hikayesi dışında bu ve buna benzer gerçek hikayeler okumak isterseniz Kategoriler kısmındaki “Hikayeler” linkini tıklayıp Dedemin Gözünde Martılar aşk hikayesi tarzında bir çok hikayei bulabilirsiniz.
Dedemin Gözünde Martılar hikayesini beğendiyseniz lütfen yorum yapınız
Dedemin Gözünde Martılar hikayeler, Dedemin Gözünde Martılar aşk hikayesi, Dedemin Gözünde Martılar gerçek hikayeler, Yaşanmış hikaye Dedemin Gözünde Martılar, Yaşanmış hikayeler Dedemin Gözünde Martılar





