Misvak kullanırken dikkat edeceğimiz hususlar nelerdir?, Misvak Kullanmak, Misvak Kullanmanın Önemi,

Misvak Kullanmak, Misvak Kullanmanın Önemi, Misvak kullanırken dikkat edeceğimiz hususlar nelerdir?

Netkeyfim.com

Misvakın önemi

Sual: Misvakın önemi nedir? Misvak kullanırken dikkat edeceğimiz hususlar nelerdir?
CEVAP
Bugün, modern tıbbın diş sağlığı konusunda ortaya koymaya yeni başladığı tedavi usullerini, İslamiyet 14 asır önce öğretmiştir. Diş sağlığına büyük bir fayda temin eden misvak, gayet basit ve en iyi diş temizleme vasıtasıdır. Dişlerin çürümesini önlemek için misvak kullanmak çok faydalıdır. Larousse İllustre Medical isimli tıp kitabında diyor ki:
(Bütün diş macunları ve tozları, dişlere zarar verir. En iyisi, sert bir fırçadır. Önce, dişleri kanatırsa da, korkmamalıdır. Diş etlerini kuvvetlendirir ve artık kanamaz.)

Bu şekildeki diş temizliğini sağlayan en iyi vasıta misvaktır. Diş macunları, ağızdaki faydalı ve zararlı bütün mikropları öldürürken, misvak sadece zararlı mikropları öldürür. Misvak abdestin sünnetidir, Şafii’de namazın sünnetidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Misvak kullanarak kılınan namaz, misvaksız kılınan namazdan 70 kat üstündür.) [İ. Neccar]

(Cebrail aleyhisselam, misvak kullanmayı o kadar tavsiye etti ki, misvakın farz olacağından korktum.) [İbni Mace]

(Eğer ümmetime güçlük vermeyeceğini bilseydim, her namaz için abdest almalarını ve her abdestte misvak kullanmalarını emrederdim.) [Buhari, Müslim]

(Gece namazı için kalkınca, ağzınızı misvakla temizleyin! Çünkü bir melek, namazda Kur’an okuyanın ağzına yaklaşarak dinler.) [Deylemi]

(Ağzınız Kur’an yoludur, misvakla temizleyin.) [Ebu Nuaym]

(Peygamberlerin beş sünneti: Hayâ, hilm, hacamat, misvak, güzel koku.) [Taberani]

(Misvak erkeğin fesahatini [konuşma güzelliğini] artırır.) [İ. Adiy, Hatib]

(Misvak; ağzı temizler, görmeyi keskinleştirir, diş etlerini güçlendirir, dişleri beyazlaştırır ve çürümeyi önler, hazmı kolaylaştırır, mideye sıhhat verir, balgamı keser, hasenatı artırır. Misvak kullanan, Allahü teâlâyı razı eder, melekleri sevindirir.) [Ebu Nuaym]

Misvakın faydaları 30dan fazladır. En aşağısı sıkıntıyı giderir, en iyisi de ölürken şehadet getirmeyi hatırlatır. Misvak, ölümden başka her derde şifadır. Sırat üzerinde yürümeyi de kolaylaştırır, yaşlanmayı da yavaşlatır.

Misvak ağzı temizler, gözü cilalandırır, ağız kokusunu ve kirini giderir, dişleri beyazlatır. Diş etlerini kuvvetlendirir. Yemeği hazmettirir, balgamı keser. Namazın sevabını artırır. Kur’an-ı kerim yolu olan ağzı temizler. Ağız kokusunu güzelleştirir, fesahati artırır, mideyi takviye eder, şeytanı perişan eder, sevabları çoğaltır, safrayı keser. Baş damarlarını yatıştırır, ağrısını dindirir ve ruhun çıkmasını kolaylaştırır.

Peygamber efendimiz, her zaman yanında ayna, tarak ve misvak taşırdı. Eshab-ı kiram, savaşlarda bile misvaklarını kullanmayı ihmal etmezlerdi. Misvak; dişler sararınca, ağzın kokusu değişince, uykudan uyanınca, namaza kalkınca, eve girince, toplantılara giderken, Kur’an okumaya başlarken ve bir de abdest alırken kullanmak müstehabdır.

İmam-ı a’zam hazretleri, (Misvak kullanmak, dinin sünnetlerindendir) buyurdu. Misvakı kullanmanın en az miktarı üst dişlere üç, alt dişlere de üç defa sürmektir. Misvaklarken dişlerin içi, dışı, üst ve alt kısımları ovuşturulur. Misvakı sağ elle kullanmalıdır. Misvakı avucunun içine almamalı ve emmemeli. Misvak, sağ elin küçük ve başparmağı altta, diğer üç parmak üstte olarak tutulur.

Misvaka başladığında ağızdaki yaşlığı yutmak bazı hastalıklara faydalıdır. Daha sonraki yaşlıklar yutulmaz. Yutulursa vesveseye sebep olur. Kullandıktan sonra misvakı yıkamalıdır. Yıkanmazsa şeytan kullanır. Misvakı yere yatırmamalı, ağız kısmı aşağıya gelecek şekilde dikine koymalı. Misvak, çok yaş, çok kuru ve bir karıştan uzun olmamalı! Kalınlığı küçük parmak kalınlığında olmalı. (Reddül muhtar)

Erak ağacı
Sual: Misvak erak ağacından oluyor. Bu ağaç Türkiye’de yoktur. Başka ağaçtan misvak yapılamaz mı?
CEVAP
Erak ağacından yapılan misvak diğerlerine tercih edilir. Erak ağacı bulunmadığı zaman zeytinden de yapılır. Nar dalından misvak olmaz.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mübarek bir ağaç olan zeytinden yapılan misvak ne güzeldir. O benim ve benden önceki Peygamberlerin misvakıdır.) [Taberani]

Zeytinden de olsa, misvak kullanmayı ihmal etmemelidir. Çünkü misvak, yaşlanmayı yavaşlatır, gözün görmesini kuvvetlendirir, ağız kokusunu giderir. Daha birçok faydası vardır. (Redd-ül-muhtar)

Dişleri temizlemek
Sual: Namaz kitabında, abdest alırken dişleri misvak ile temizlemek müstehabdır denirken, abdestin sünnetleri bahsinde ise, misvak önemli sünnet deniyor. Burada bir çelişki yok mu?
CEVAP
Abdest alırken dişleri temizlemek, fırçalamak sünnettir. Bunu misvak ile yapmak müstehabdır, daha iyidir. Yani misvak kullanılınca hem sünnet yerine geliyor hem müstehab, parmakla veya diş fırçası ile dişler temizlenirse sadece sünnet yerine gelir. Bu sünnet misvakla yapılınca ayrıca müstehab sevabı da alınıyor.

Tel haline getirmek için
Sual: Misvakların ucunu yumuşatırken tel tel haline getiremiyorum. Ne kadar kullansam da tahta parçası gibidir. Kıl haline getiremiyorum. Ne yapmalıyım?
CEVAP
Yeni alınan misvakın ucu hafifçe çekiçle dövülünce tel tel ayrılır. Suya koymak gerekmez.

Her zaman kullanılır
Sual: Misvak sadece abdestte mi sünnettir?
CEVAP
Misvak her zaman kullanılır. Bilhassa yataktan kalkınca namaza dururken, yemek yedikten sonra ve abdeste başlarken, daha çok kullanılır.

Ne zaman kullanılır?
Sual: Abdest alırken misvak ne zaman kullanılır?
CEVAP
Abdeste başlarken.

Üçten fazla sürmek
Sual: Misvak, dişlere üçten fazla sürülse sünnete aykırı olur mu?
CEVAP
Hayır, olmaz.

Takma diş
Sual: Takma dişe misvak sürmekle sünnet ifa edilmiş olur mu?
CEVAP
Evet olur.

Dişi olmayan
Sual: Dişsiz kişi, misvakı damağına sürse, sünnet sevabı alır mı?
CEVAP
Evet, alır.

Kısalınca
Sual: Misvak, kısalınca da kullanılır mı?
CEVAP
Evet, kullanılır.

Misvak yerine sakız
Sual: Kadınların misvak kullanmaları caiz mi?
CEVAP
Evet. Sakız çiğnemeleri misvak yerine geçer.

Misvak yoksa
Sual: Abdest alırken, misvak yoksa ne yapmak gerekir?
CEVAP
Dişleri, yemekten sonra ve abdest alırken temizlemek sünnettir. Bu sünneti, misvak ile yapmak ayrıca müstehabdır. Misvak bulunmazsa, fırça ile, fırça da bulunmazsa parmaklar ile temizlemelidir. Sağ elin başparmağı, sağ yandaki dişler üzerine; ikinci küçük parmağı, yani işaret parmağı da, sol dişler üzerine üç defa sürerek temizlenir. (Halebi)

Misvak parçaları
Sual: Misvak parçalarını yutmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
İsteyerek yutulmaz. İstemeden yutulursa mahzuru olmaz.

Misvak kullanırken
Sual: Misvak nasıl kullanılır?
CEVAP
Yukarıdan aşağı ve aşağıdan yukarı doğru sürülerek kullanıldığı gibi, düz olarak da sürülebilir.

islami ve Anlamlı sözler, Hikmetli sözler, Hikmetli güzel sözler,

Hikmetli sözler, Hikmetli güzel sözler, islami ve Anlamlı sözler

Hikmetli sözler
Kişi, iyilik düşünür de yapamazsa, kendisinden misk kokusu yayılır. Melekler, iyiliği bu kokudan bilir, o iyiliği yapmış gibi sevab yazarlar. Kişi, kötülük düşünür de yapmayınca, etrafa kötü koku yayılır, kokusundan onun kötülük olduğunu anlarlar; fakat işlemediği sürece onu günah olarak yazmazlar. (Süfyan bin Uyeyne)

Kişi, herkesle düşüp kalktığı müddetçe, riyakârlıktan kurtulamaz. (Fudayl bin İyad)

Âhiret dünyadan hayırlıdır dediği halde, kazandıklarını Allah için harcamayan, sözünde yalancı değil midir? Ölümden kurtuluş yok dediği halde, hiç ölümü hatırlamayan, ahmak değil midir? (Şakik ez Zâhid)

Hatem-i Esam’a, (Ne zaman dünyadan ibret alanlardan oluruz?) diye sorulunca, (Dünyadaki her şeyin, sonunda harap olacağını ve sahiplerinin, sonunda toprağa gideceği şuuruna erince) diye cevap verdi. (İmam-ı Şarani)

Gölgeyi güneşe tercih edip de, Cenneti Cehenneme tercih etmeyene, akıllı denebilir mi? (Ahmed Bin Harb)

Malik bin Dinar hazretlerine (Bizimle yağmur duasına çıkar mısın) dediklerinde, (Benim yüzümden üzerinize taş yağmasından korkarım. Siz yağmur yağmıyor diye endişe ediyorsunuz. Ben hâlâ neden taş yağmadı diye düşünüyorum) buyurdu. (İmam-ı Şarani)

Bir zamanlar günahlarımız için ağlardık, şimdi Müslümanlık elden gidecek diye endişeleniyorum. (Süfyan-ı Sevri)

Başına gelen bir felaketten dolayı, Allahü teâlâdan başkasına yakınan kişi, bu kusurundan dolayı tevbe etmedikçe, ibadetten zevk alamaz. (Ka’bul Ahbar)

Başkalarının elindeki nimetleri kıskanıp, bunun için üzülen, aslında Rabbinin takdirine kızmıştır. (Vehb bin Münebbih)

Kazaya rıza göstermeyenin, ahmaklığının devası yoktur. (Meymun bin Mihran)

Halkın ağzında sakız gibi çiğnenmedikçe, kişinin Allah katında salihliği, kemal derecesine varamaz. (Vehb bin Münebbih)

Bir mecliste üç şey olursa oraya rahmet yağmaz: 1- Dünyadan konuşulması, 2- Çok gülünmesi, 3- Gıybet edilmesi. (Hatem-i Esam)

Cehennemde, yalancılar köpeğe, hasetçiler domuza, gıybetçiler maymuna çevrilecektir. (Hatem-i Esam)

Söylediği doğru olsa bile, kovucuyu, (Ya, öyle mi?) diye tasdik etmeyin, ondan nefret edin, çünkü kovucunun haberini tasdik etmek, kovuculuğun meşru olmasına izin vermektir. Bu ise, kovuculuktan daha kötüdür. (Halid bin Safvan)

Bir dağ bir dağa saldırsa, saldıran yıkılır. Bu söz, zulme uğrayanın, zalimi Allahü teâlâya havale etmesinin felaketini bildiriyor, çünkü havale ile zalimin helakine sebep olabilir. Havale etmeyip affetmek daha iyidir. (Hazret-i Mücahid)

Kötü kişi, kırılmış çömlek gibidir. Ne, işe yarar; ne de yeniden çömlek yapmak için çamur olur. (Vehb bin Münebbih)

Kendisine iyilik ettiğiniz kötü kimsenin şerrinden korunmaya çalışın! (Hazret-i Ali)

Şimdi, ne kişinin kendini sorgulaması, ne de vefa kaldı. Er kişiler gitti, geride çerçöp kaldı. (Meymun bin Mihran)

Şu iki haslete sahip olmayan kâmil olamaz: 1- İnsanların ellerindekine göz dikmemek, 2- Onların eziyetlerine katlanmak. (Eyyüb Sahtiyani)

İnsanlarla iyi geçinemeyen, imanın tadını alamaz. (İbni Verd)

Âhir zamanda bir müminin huzuru, halk tarafından tanınmamaya bağlıdır. (Hazret-i Ali)

İnsanlar bir ateş gibidir. İhtiyacın kadar onlara yaklaş; ama ateşe nasıl yaklaşmak gerekirse öyle yaklaş! (Hatem-i Esam)

Bu zaman, susmak ve azıkla yetinip ölümü bekleme zamanıdır. (Süfyan-ı Sevri)

Eski insanlar birer ilaçtı. Günümüz insanları ise devasız birer dert! (Süfyan-ı Sevri)

Ben mesciddeyken, (En kötünüz dışarı çıksın) dense, birisi benden daha çevik davranıp da dışarı fırlamazsa, herkesten önce ben çıkarım. (Malik bin Dinar)

Allahü teâlâ kibirliyi, en aşağı bilinen kimse ve komşuları tarafından hakarete uğratmadıkça ve ölümünden önce altına yapar bir hale düşürmedikçe, dünyadan çıkarmaz. (Hatem-i Esam)

Dervişi hor görmek, kibrin ta kendisidir. Onu kötülemekse, köpeklerin havlaması gibidir. (Ebu Talib Nahşebi)

Öyle zaman gelecek, insanlar çok yüksek binalar yapacaklar, önemli binekleri olacak, ama dinlerini ziyan edecekler. Sizin kıblenize doğru namaz kılacaklar, ama sizin dininiz üzere olmayacaklar. (Abdullah ibni Mes’ud)

Ağır hastanın yiyip içtiği kıymetli gıdalar sağlığına fayda vermediği gibi, dünya sevgisine dalmış kalplere de nasihat fayda vermez. (Malik bin Dinar)

Dinde seninle yarışanla yarış! Dünyalıkta yarışanla yarışma, dünyayı onun kucağına at! (Hasan-ı Basri)

Dünya bir leştir, ondan bir şey koparmak isteyen köpeklerle dalaşmaya mecbur kalır. (Vehb bin Münebbih)

İnsan, beyinle ve yürekle sevmemeli, çünkü yürek durur, beyin unutur. Ruhla sevmeli; ruh ne durur, ne unutur, ne de ölür. (Hazret-i Mevlana)

# Mehmet Ali Demirbaş’ın Türkiye gazetesinde bugün yayınlanan Kırkıncı yılımız başlıklı yazısı için tıklayınız…

Evrim teorisi hakkında bilgi, Darwinin Evrim teorisi nedir, islamda ve dinimizde Darvin ve Ewrim teorisine yanıt cevap

Darwinin Evrim teorisi nedir, islamda ve dinimizde Darvin ve Ewrim teorisine yanıt cevap, Evrim teorisi hakkında bilgi

Netkeyfim.com

Darwin ve Evrim Teorisi
Sual: Evrim teorisi hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Darwin, materyalistlerin iddia ettiği gibi, insanların maymundan türediğini veya bir hayvandan başka bir hayvan geleceğini söylememiştir. Darwin böyle bir şey söylese bile bu sözün ilmi bir kıymeti olmaz.

İnsan ile hayvanlar arasındaki en büyük fark, insanın ruhudur. İnsanlarda ruh vardır. İnsanlık şerefi bu ruhtan gelmektedir. Bu ruh, ilk olarak Hazret-i Âdem’e verildi. İnsanlara mahsus olan bu ruh hayvanlarda yoktur. Maddecilerin bu ruhtan haberleri olmadığı için, insanı maymuna yakın sananları çıkıyor. İlk insanların şekli, yapısı, maymuna benzese de, insan insandır. Çünkü ruhu vardır. Maymun ise hayvandır, insana mahsus olan ruhtan ve bu ruhun sağladığı üstünlüklerden mahrumdur. İnsan ile hayvan, tamamen ayrıdır. Aralarında, hiçbir zaman bir geçit olamaz.

Darwin’i kullandılar
Materyalistler, fen adamı rolüne girip, (İnsanların maymundan türediğini Darwin söyledi) diyorlar. Halbuki Darwin böyle bir şey söylemedi. Canlılar arasında hayat mücadelesini anlattı. (Türlerin Kökeni) ismindeki kitabında, canlıların çevreye uyduklarını, bunun için, ufak değişikliklere uğradıklarını yazdı. (Bir tür, başka türe döner) demedi. İngiliz İlim Birliğinin 1980’de Salford’daki toplantısında konuşan Prof. John Durant diyor ki:
(Darwin’in insanın kökeni ile ilgili görüşleri, modern bir efsane olup çıktı. Bu efsane, ilmi ve sosyal gelişmemize zarardan başka bir şey vermedi. Evrim masalları, ilmi araştırmaları tahrip etti. Şimdi Darwin’in teorisi dikiş yerlerinden patlamış, geriye perişan ve bozuk bir düşünce yığını bırakmıştır.)

Evrimcilere göre, Neandertalar, ilk insandır, önce dört ayak üzerinde yürümüş, daha sonra da bugünkü hâle gelmiştir. Bu kadar ilkel olan bir mahlûkun bugünkü mükemmelliğe ulaşması mümkün değildir. Bütün din kitapları, ilk insanın homo sapien [iki ayak üzerinde yürüyen ve düşünebilen bir mahlûk] olduğunu bildirmektedir. Dört ayakla yürüyen hayvanın bugünkü insana dönüşebileceğini hiç kimse iddia etmemiştir. Paleontoloji mütehassısları, bir canlının başka türe dönmediğini, canlılardaki değişmelerin, kendi türleri arasında olduğunu bildirirler.

Bütün din kitapları, ilk insan olan Hazret-i Âdem’in, buğday ektiğini, ev yaptığını ve kendisine on forma kitap verildiğini bildirmektedir. Görüldüğü gibi ilk insanın, dünyanın oldukça tekamül ettiği bir zamanda yaratılmış olduğu, dört ayağı üzerinde yürüyen, mağaralarda yaşayan mahlûklarla hiçbir ilgisinin olmadığı apaçıktır. [Zaten bütün din kitapları, Hazret-i Âdem’in, Hazret-i Havva ile Cennette yaşadığını, sonra dünyaya indirildiklerini bildirmektedir. Cennetten gelenlerin başka ilkel mahlûklarla ne alakası olabilir?]

Üçüncü zaman sonunda yaşayan “Antropoit” dedikleri maymun iskeleti bulununca, evrimciler tarafından, (İnsanın ceddi olan maymunun kemiği bulundu. İnsanın maymundan geldiği kesinleşti) gibi yalanlar yazılıp, hayali resimler yapıldı.

1912’de İngiltere’de C. Dawson bir fosil bulduğunu söyledi. Sonradan (Piltdown adamı) denilen bu fosil, maymunla insan arasında bulunan fosiller içinde en güvenilir olarak meşhur oldu. Bu fosilin kafatası ve dişleri insanınkine, çene kemikleri ise maymunun çene kemiğine benziyordu. Böylece ilk insanın maymun insan arası bir mahlûk olduğu yazılıp çizildi. Din ile alay edildi. Bu fosilin şüpheli taraflarının bulunduğunu, bu bakımdan yeniden incelenmesini isteyen bilim adamlarına izin verilmedi. Ama son yıllarda bir Alman heyeti, bu fosili inceler, şüpheli yerler bulur. Neticede Dawson’un, hile yaparak, insan kafatasına maymunun çene kemiğini yerleştirdiği, çeneye de insan dişlerini koyduğu açığa çıktı.

1922’de Pliosen devrine ait bir azı dişi bulundu. Hemen evrimciler, bunun ilkel bir insan olduğunu söylediler. Bir azı dişinden esinlenerek, (Nebraska adamı eşiyle beraber) diye hayali resimler çizdiler. Amerika ve İngiliz basınında günlerce makaleler yazıldı. Neticede bu dişin, bir domuza ait olduğu tespit edildi.

Yarım kafatası, uyluk kemiği ile üç azı dişi ayrı ayrı yerlerde bulunmuş, bunların hepsi bir kafa kabul edilmiş ve adına Java adamı denilmiştir. Prof. Gish bu hususta diyor ki:
(Java adamı denilen varlık bir maymundur. Maymun kafatası ile insan uyluğu birleştirilmiş, adına Java adamı denilmiştir.)

Bu kemikleri bulan ve Java adamı adını veren Mr. Dubois, ölmeden önce, gerçeği itiraf etmiştir. (Java adamı dediğim kemikler, gerçekte bir gibbon maymunudur) demiştir.

Madem böyle şu adam, bu adam yaşamış da, niye bir tane de, binlerce değildir? Bu husus da bunların uydurma olduğunun başka bir delilidir.

Evrimciler ne kadar uğraşırsa uğraşsın güneş balçıkla sıvanmaz. Maymundan geldiğini söyleyenler olduğu gibi, ayıdan geldiklerini söyleyenleri de vardır. Bir İtalyan profesörü, insanın maymundan değil, ayıdan geldiğine dair üç delil ortaya atmıştır:
1- Ayı, yavrusunu döverken insan gibi tokatlar, maymun ise ısırır.

2-
Ayı, dişisi ile, yavrularının görmediği bir yerde çiftleşir. Halbuki maymunda böyle bir şey yoktur. Yavrularının yanında da çiftleşir.

3-
Oyuncak dükkânına giden bebekler, ayı oyuncaklarını tercih ederler. Bu deliller insanların ayıdan geldiğini gösterir.

Maymun teorisi gibi ayı teorisi de, ilim adına uydurulmuş bir rezalettir.

Evrim ve tesadüfler
Prof. Dr. Cevat Babuna konuşmasına şöyle devam etti:
İnançsız evrimcilere göre, bir organizma veya bunun temsilcisi olan hücreler, bir işi yapa yapa öğrenirler ve sonunda ona göre uyum sağlarlar. Mesela zürafanın boynu yüksek dallardan gıda temin etmeye çalışa çalışa uzamıştır. Parmaklarımız sert cisimlere vura vura koruyucu olan tırnağı geliştirmiştir. Türler ve hücreler arasında bir hayat savaşı vardır. Bu savaşta kuvvetli olan zayıfı tasfiye eder.

Sadece hayatın başlama noktası, bütün bu iddiaların ne kadar geçersiz ve saçma olduğunu ortaya koymaktadır.

Dünya kurulalı beri hiçbir sperma hücresi, dölleme görevini yaptıktan sonra tekrar geri dönmek ve ana hücrelerine yaptığı işler hakkında bilgi vermek imkânını bulamamıştır.

Mademki, sperma ana hücresinin ve spermanın, kendisini ne gibi görevler beklediğini önceden bilmesine imkân yoktur. O zaman kendisine özel yapıyı veren ve bir sürü tedbirler aldıran nedir?

Spermanın başına koruyucu zırhı yerleştiren, birtakım hücreleri yok edecek eritici silahları taşıtan hangi kuvvettir?

Bilim dünyasının bile ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında öğrenebildiği insan hücresinin kromozom sayısının 46 olduğunu sperma nereden biliyor?

46’dan daha fazla kromozomlu bir insanın sakat olacağını, hatta öleceğini ve bu sebepten kromozom sayısını yarıya indirmesi gerektiğini nasıl öğrenmiştir? Yola çıkmadan önce görevinin başka bir hücreyle birleşmek olduğunu da bilmeden, üstelik bu işlemi 20. asırda değil, onbinlerce yıldan beri kusursuz olarak yerine getirmektedir.

Bu bilgileri ne kendisini yapan ana hücreden, ne de dünyadaki antropologlardan veya jinekolog doktorlardan alması mümkün değildir. O halde bu tedbirler ve ince mühendislik hesapları hangi kuvvetin eseridir?

Kromozomlarını indirgeyen sperma hücresi, taşıdığı yüzbinlerce genin kontrolünü hangi bilgisayarlarla yapmakta ve bunların yeterli olmadığını görerek yarıştan niçin çekilmektedir?

Çocuğun cinsiyetini verecek kromozomlar X ve Y harfleriyle adlandırılır. Yumurtacıkta daima X kromozomu vardır. Sperma ise yarısı X, yarısı Y kromozomlarından oluşan bir kombinasyona sahiptir. Yumurtacık, X kromozomu taşıyan bir sperma tarafından döllenirse, döllenmiş hücrede XX kromozomları olur ve çocuk dişi olur. Y kromozomu taşıyan bir sperma döllerse, çocuk XY kromozomlu olur, yani erkek olur. Buradan da anlaşılabileceği gibi, cinsiyeti tayin edecek spermadır, yani babadır.

Bu bilgilere göre, doğacak çocukların % 50’sinin erkek ve % 50’sinin kız olması gerekir. Hâlbuki gerçekte bu böyle olmamaktadır.

Normal hayatta dış şartlara kadınlar erkeklere göre daha dayanıklıdır. Mesela düşük kilolu bebeklerin kuvözlerde erkek çocukların yaşama şansı, kız çocuklara oranla daha azdır.

Aynı şekilde büyüklerde de, çeşitli sebeplerle erkekler kadınlardan daha çok ölmektedir. Harpler, trafik kazaları vs. ele alındığında, dünya üzerindeki erkek sayısının gittikçe azalan bir çizgi izlemesi gerekirdi.

Bu şekilde, sonunda sadece kadınlardan ibaret bir dünya ortaya çıkardı. Hâlbuki herkes biliyor ki, dünyada kadın erkek sayısında belirli bir denge vardır ve bu denge değişmemektedir.

Bütün bunlara rağmen, aklı başında olmak kaydıyla, her şeyin tesadüfen meydana geldiğini söyleyebilecek bir kişi çıkabilir mi?

Evrim ideolojisi
Ülkemize gelen Paleontolog Prof. Dr. Duane Gish, verdiği konferansta özetle dedi ki:
Canlıların kökenini araştırmak için başvurulabilecek en somut deliller, fosil kayıtlarıdır. Yani yaratılış veya evrimden, hangisinin doğru olduğunu saptayabilmek için, fosil kayıtlarının, hangisini desteklediğini incelemek gereklidir. Evrimciler, “Tesadüflerle, ilkelden gelişmişe doğru bir ilerleme kaydederek bugüne gelindi” diyorlar. Evrim gerçek olsaydı, evrimcilerin iddia ettikleri yüz milyonlarca yıl boyunca gerçekleşen evrim sürecinde, yüz milyonlarca canlı, kendinden önceki bir türden bir sonraki türe doğru gelişecekti. Bu ise, kaçınılmaz olarak yüz milyonlarca “ara-geçiş formu”nun varlığını gerektirirdi. Oysa böyle bir durum söz konusu değildir.

Fosil kayıtlarının evrimi desteklemediği ortadadır. Kediler hep kedi, maymunlar hep maymun ve insanlar hep insan kalmışlardır. Evrimciler çarpık değerlendirmeler yapıyor. Kendi teorilerine uydurmaya çalıştıkları zamanlama metotlarını sık sık değiştirerek, yeni ortaya çıkan bilgilerin ışığında evrimi geçerli kılmaya çalışıyorlarsa da, bu çabaların faydasız olduğunu da biliyorlar.

Başlangıçta umduğu fosillerin bir türlü bulunamadığı görülünce, fosil kayıtları ve teorisinin birbirleriyle tutarsızlığını açıklamak için, Darwin’in bulduğu çözüm, yani fosil kayıtlarının çok eksik olduğu iddiası ileri sürüldü. Oysa şu anda Darwin’in döneminden beri 120 yıl geçti ve fosil kayıtları çok miktarda arttı. Bugün 250 bin farklı türün fosili mevcut. Ancak durum başlangıçtan farklı değil. Hâlâ Darwin’in bulunmasını umduğu fosillerden iz yoktur.

Karmaşık canlıların gelişmeleri için gereken milyonlarca yılda bırakmaları gereken fosillerin hiçbirinin mevcut olmayışı, bu teoriyi herhangi bir dayanaktan yoksun bırakır. Bu karmaşık canlıların birdenbire ve evrim açısından “dramatik” biçimde ortaya çıkışlarını açıklamak amacıyla girişilen jeolojik, iklimsel, atmosferik ve kimyasal çabaların hepsi çökmüştür. Bu kadar şüphe götürmez delillere rağmen, eğer bir kimse bu karmaşık canlıların hiçbir iz bırakmadan evrimleştiğine inandığını söylerse, elbette bu modern bilime zıttır. Bu kişi, evrime, bilimsel gerçekler ışığında değil, bilimsel gerçeklere rağmen inandığını kabul ediyor demektir. Nitekim evrimi savunan çevrelerin, içinde bulunduğu durum da budur. Bu ise, evrimi bilimsellikten uzaklaştırarak bir ideoloji haline sokmuştur.

Evrimciler insanın maymundan evrimleştiği düşüncesinde idiler. Ancak bu evrim süreci ve fosil kayıtları da yine en çok evrimciler tarafından şüpheyle karşılanıyordu. Evrimcilerin, “Maymunla insan arası” olarak açıkladıkları Australapithecus aferensis, insan gibi iki ayağı üzerinde yürümüyordu. Bazı hareketler [mesela bir daldan meyve koparmak] için kısa süreli olarak dikilmesi, onun insan olduğu anlamına gelmiyordu. Günümüz paleontoloji araştırmaları ise, bunun artık soyu tükenmiş bir maymun cinsi olduğunu söylüyorlar.

Eugene Dubois, insanın maymundan evrimleşerek geldiğini söylemişti. 1891’de önce bir kafatası ve bundan 15 m. uzakta bir uyluk kemiği buldu. Ardından buluntulara 3 adet diş eklendi. Dubois bunların tek bir canlıya ait olduğunu iddia etmekle kalmadı, 900 cc olarak hesapladığı kafatasından hareketle ilkel bir maymun ve uyluk kemiğinden hareketle de dik yürüyen bir insan türü olduğunu ortaya attı. Buna Homo erectus [Dik yürüyen maymun] adını verdi. Bu yanlış iddia, evrimcilerce sevinçle karşılandı.

Ne var ki, Dubois bile, bir süre sonra kendisinin de ikna olmadığını ve bunun bir maymuna ait olduğunu düşündüğünü itiraf etti. Birçok bilim adamı da bunun Pithecantropus türü bir maymuna ait bir kafatası olduğu konusunda birleştiler.

İkinci örnek Pekin Adamı da bundan farklı değildir. Evrimciler hiçbir tutarlı iddia ortaya koyamadılar, iddialarını destekleyen hiçbir fosil kaydı bulunamadı ve evrimin, bilimsellikten uzak “İdeolojik bir çalışma” olduğu anlaşılmış oldu.

Evrim efsaneye dayanır
Yerli yabancı ilim adamlarının katıldığı bir konferansta konuşan Amerikalı biyolog Prof. Dr. Kenneth Cumming dedi ki:
Evrim efsaneye dayanır. Şöyle ki, Enuma Elish destanı Yunan filozoflarını çok etkiledi. Thales, Aristo ve Platon felsefi teorilerini Sümerler’in destanından esinlenerek oluşturmuşlardı. Yunan filozoflarının doktrinleri ise Lamarck’a kadar uzandı. Lamarck ilk defa, canlıların basitten mükemmele doğru değiştiğini söyleyerek konuyu güncelleştirdi. Lamarck, bugünkü zürafaların geçmişte boynunun kısa olduğunu, ancak ağaçların yüksek dallarına uzandıkça boyunlarının da uzadığını iddia etmişti. Genetik biliminden habersizdi. Bugün böyle bir gelişimin, biyolojik olarak imkânsızlığı ispat edilmiştir. Lamarck’tan sonra, bu safsatayı Darwin tekrar gündeme getirdi.

Darwin’in fikirleri, temel olarak gözlemlere ve doğal seleksiyon, ayıklama adını verdiği bir mekanizmaya dayanır. Buna göre bütün canlılar, ortak bir ataya sahiptir ve türler bu ortak atadan zamanla, yavaş yavaş çeşitlenerek ortaya çıkmıştır.

Darwin’in zamanında genetik ve mikrobiyoloji gibi hücre ve üreme konularına bilimsel açıklamalar getiren bilimler mevcut değildi. Bunun için iddialarına karşı, kesin bir şey söylenemiyordu. Bu bilimlerin ortaya çıkması, Darwin’in teorisini temellerinden sarstı. Bu durumda evrimciler de yeni yollar aramak durumunda kaldılar ve teoriye mutasyon mekanizması eklendi.

Bu iddiaya göre, mutasyonlar, yani canlının genetik şifresi DNA’da meydana gelen hasar, bozulma ve kopmalar neticesinde yeni canlılar oluşuyordu ve doğal seleksiyon bunları ayıklayarak güçlülerin hayatta kalmalarını sağlıyordu.

Oysa bu durum teoriyi kendi içinde bile çelişkili hale getirmişti. Çünkü mutasyonlar canlıya zarar verip yaşama şansını azaltıyordu. Zaten çok nadiren meydana gelen bir mutasyon, üstelik de kazanılan özelliğin bir sonraki nesle aktarılabilmesi için ancak üreme hücrelerinde olması gerekirken, canlıya büyük zarar veriyordu. Tek bir faydalı mutasyonu tanımlamak bile çok zorken, türü değiştirebilecek bir mutasyonlar zincirini düşünmek imkânsızdı.

1953’de Miller bir deney gerçekleştirdi. Evrimcilerin iddialarındaki doğal seleksiyon mekanizmasının tek bir örneğinin bile mevcut olmadığını, çeşitli sebeplerden dolayı hayvan toplulukları sayılarında değişme yaşandığını, ancak hiçbir zaman bir kedinin köpeğe, bir çamın meşeye dönüşmediğini ispat etti. Moleküler düzeyindeki incelemelerinde, aminoasitlerin yapılarının evrimle açıklanamayacağı görüldü.

Bütün canlılarda, rastgele değil, çok muntazam bir dizayn vardır. Buna göre canlı organizmalar, bir makinenin parçaları gibi yüzlerce, binlerce parçanın, daha doğrusu sistemin birlikte çalışmasıyla hayatlarını devam ettirmektedirler.

Bu çok sayıdaki parçanın herbiri birbiri ile mükemmel bir uyum içinde çalışmaktadır. Mesela vücudun savunma sistemleri, organizmanın korunması için antikor oluşumu, hücre temizliği ve iltihabi reaksiyon gibi karmaşık metotlar kullanırlar. Yara tamiri, kan pıhtılaşması gibi birçok döngü reaksiyonları meydana getirirler. Olayların kendine has oluşları ve kontrolün oluşumu üst düzey bir dizayna işaret etmektedir. Böyle üstün bir dizayn tesadüfler sonucu ve rastgele oluşmuş olamaz. Bu, bir sisteme ait olan ve birbiriyle uyumlu bütün parçaların, ancak o sistemi bütünüyle tanıyan bir Yaratıcı tarafından ortaya çıkarılmış olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Bu parçaların her birinin yapısı, iç mekanizması ve işleyişindeki harikalık da o yaratıcının varlığına birer delildir.
[Kur’an-ı kerimde ilk insanın topraktan, neslinin ise nutfeden yaratıldığı bildiriliyor. İlim ilerledikçe Kur’an-ı kerimin bildirdiği bu gerçek daha iyi anlaşılıyor.]

Evrim ve yaratılış
Bilim adamları, bir dergideki solcu bir yazara verdikleri cevabı, basına da dağıtmışlar. Bu uzun mesajda özetle [ve kısa ilavelerle] deniyor ki:
Dergideki yazıda, “Evrim teorisi çürütülmeye çalışılmaktadır” denmiştir. Hâlbuki bahsedilen konferanslarda, Evrim teorisi çürütülmeye çalışılmamış, çürütülmüştür. Evrim teorisi ele alınmış, ateist ideolojilerin ürünü olan bu dogmanın mesnetsizliği, bizzat bilim yoluyla ortaya konarak, teorinin çöpe atılması sağlanmıştır. Ayrıca Marksist felsefeyi savunanların yaratılış gerçeği karşısında ileri sürdükleri teori, her açıdan geçersiz kalmış ve savunucuları büyük bir hezimete uğramıştır.

Yazıda, “Evrim teorisi dinin en zayıf noktasıdır” deniyor. Evrim teorisi dinin değil, materyalist felsefenin en zayıf noktasıdır. Çünkü başta K. Marx ve F. Engels olmak üzere materyalist felsefenin ileri gelen fikir babalarınca defalarca ifade edildiği gibi, Evrim teorisi, materyalist felsefenin temel dayanağını teşkil etmektedir. Nitekim K. Marx, Evrim teorisini ortaya atan Darwin’in kitabı için, “Bizim görüşlerimizin doğal tarihi temelini içeren kitap budur” demiştir.

Evrim teorisi, materyalist felsefenin temeli olduğu için, bu teorinin mesnetsizliğini ortaya koyan her bulgu, materyalist felsefenin ve onunla bağlantılı bütün ideolojilerin de mesnetsizliğini ortaya çıkarmaktır. İşte yazarın saldırgan bir tutum sergilemesinin ardında yatan asıl sebep budur.

Dergi, “İnsanlar, yaratılış için tanrısal bir masal uydurmuşlar. Kutsal kitaplar, bütün canlıların Hazret-i Âdem’den yaratıldığını söyler” derken, dergi, bütün canlıların değil, insanların türemesini kastetmiş olmalıdır. Çünkü bilindiği gibi, Kur’an-ı kerimde Hazret-i Âdem’in ilk canlı olduğu ve mikroorganizmalardan memelilere kadar bütün canlıların Hazret-i Âdem’den türediği gibi bir açıklama mevcut değildir. Kur’an-ı kerimde, Hazret-i Âdem’in ilk insan olduğu ve insan neslinin Hazret-i Âdem’den türediği belirtilmektedir.

Yazar, “Doğal Seçme Yasası ile din asla bağdaşmaz” diyor. Yazar dini bilmediği gibi, Evrim teorisini ve bilimi de bilmiyor. Çünkü Doğal Seçme Yasası diye bir şey yoktur. Doğal seçme [seleksiyon] ise, hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bir kelime oyunundan ibarettir.

Yazar, “İnsanlar tercihlerini ya inançtan, ya bilimden yana yapacaklardır” diyor. Eğer, “İnanç”tan kastettiği “Yaratılış inancı” ise, iddiası gerçek dışıdır. Yaratılış ile bilim arasında hiçbir aykırılık mevcut değildir. Bilimsel gerçekler, yaratılışın doğruluğunu ortaya koymaktadır. Eğer “İnanç”tan kastettiği, Evrim teorisine olan körü körüne bağlılık ise, yalnız bu tespiti doğrudur. Bilim başka şey, Evrim teorisi başka şeydir. İnsanlar tercihlerini ya bilimden, ya Evrim teorisinden yana yapacaklardır. Hem bilim, hem Evrim teorisi savunulamaz.

Yazar, “Yaratılışa inananlar Evrim teorisini çürütseler bile, yine de bu, insanları yaratılış masalına inandırmaya yetmez” diyor.

Birincisi, yaratılış masal değil gerçektir. Esas masal olan, çeşitli türlerde atomların uzun bir zaman içerisinde, tesadüfler sonucu bir araya gelerek, elektron mikroskobu yapıp, kendi vücudunun hücre yapısını inceleyen bilim adamlarına dönüştüğünü iddia eden Evrim teorisidir.

İkincisi, Evrim teorisinin yanlışlığı, elbette ki, yaratılışı ispatlayan delillerden biridir. Canlıların tesadüfle oluşmasının imkânsızlığı, şuurun varlığı, bu da yaratıcının varlığını ispatlamaktadır. Başka bir deyişle, yaratılış, hem bilimsel verilerin yaratılışı doğrulamasıyla, hem de yaratılış dışındaki alternatiflerin imkânsızlığıyla kesinlik kazanmaktadır. Yazar, “Din ile bilim hiçbir zaman birbirleriyle uyuşmaz” diyor. Demek ki yazar, Evrim teorisini ilim ile karıştırıyor.

Maymundan gelen politikacı
Sual:
Bir politikacı, (Maymundan geldik) dedi. Ben de, (Dinimizin bildirdiğine göre, Hazret-i Âdem’den geldik) dedim. (Bilim varken dine uyulmaz, siz bilime karşı çıkıyorsunuz) dedi. (Sizinki bilim değil, bir teoridir, yarın da başka bir teori çıkarsa ne yapacaksınız?) dedim. (Yeni çıkan teoriye uyarız) dedi. Bu politikacının maymun teorisine de inanmadığı; çünkü yeni bir teori çıkarsa ona uyabileceğini söylediğine göre, sırf dine karşı olduğu için onu kabul ettiği anlaşılmıyor mu?
CEVAP
Evet, öyle olduğu anlaşılıyor. Bir İtalyan profesörü, yeni bir teori çıkarmış, insanın maymundan değil, ayıdan geldiğine dair üç delil ortaya atmıştı:
1- Ayı, yavrusunu döverken insan gibi tokatlar, maymun ise ısırır.

2- Ayı dişisiyle, yavrularının görmediği bir yerde çiftleşir. Hâlbuki maymunda böyle bir şey yoktur. Yavrularının yanında da çiftleşir.

3- Oyuncak dükkânına giden bebekler, ayı oyuncaklarını tercih ederler. Bu deliller insanların ayıdan geldiğini gösterir.

Maymun teorisi gibi ayı teorisi de, bilim adına uydurulmuş bir hurafedir. Acaba evrimci politikacı, yeni bir teoriye uyacağına göre, maymundan değil de, ayıdan mı geldiğini söyleyecektir?

Evrimcilerin, insandan değil de, hayvandan geldiğini iddia etmeleri, dini yıkmak içindir. Eğer din hâşâ, maymundan geldik deseydi, bunlar insandan geldik derlerdi.

İlk maymunun nereden geldiğini evrimcilere soruyoruz. Sudan oldu diyorlarsa, suyu kim yarattı? Mahlûk olunca bir yaratıcının olması gerekir? Mahlûk, yaratılan demektir. Yaratan olmazsa yaratık olmaz. Yaratıcıyı inkâr etmek kadar ahmaklık olmaz.

Peygamberimizn doğum yılı haftası nasıl kutlanır, Onun Hayatı Kur’an’dı, Kutlu doğum haftasında neler yapılır,

Kutlu doğum haftasında neler yapılır, Peygamberimizn doğum yılı haftası nasıl kutlanır, Onun Hayatı Kur’an’dı

Kutlu Doğum Haftası başlıyor
Kutlu Doğum Haftası, bugün başlayacak ve 20 Nisan’a kadar ”Onun Hayatı Kur’an’dı” teması kapsamında, yurt içi ve yurt dışında çeşitli etkinlikler düzenlenecek.

Resmi açılış töreni bugün İstanbul’da gerçekleştirilecek hafta boyunca, terminal, otobüs durakları ve bilboardlara, ”Okumak, anlamak ve yaşamak için…”, ”Çağlara ve insanlığa” mesajlarıyla ”Ey insanlar işte size Rabbiniz’den bir öğüt, kalplere bir şifa, inananlara rehber ve rahmet olan Kur’an geldi” ayeti ile ”Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğreten ve öğrenendir” hadisinin yer aldığı afişler asılacak.

Bugün İstanbul’da gerçekleştirilecek resmi açılış töreni de Başkanlığın ”www.diyanet.gov.tr” internet sitesi ve uydu üzerinden kapalı devre televizyon sistemiyle canlı yayınlanacak.

Hafta dolayısıyla ”Hz. Peygamber ve Kur’an” ile ”Kur’an ve Evrensel Mesajı” konularının ele alındığı iki sempozyum düzenlenecek.

”Hz. Muhammed ve Kur’an Sempozyumu” Muğla’da 15-16 Nisan’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Türkiye Diyanet Vakfı’nca düzenlenecek, ”Kur’an ve Evrensel Mesajı Sempozyumu” ise 16-17 Nisan’da Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Kongre Merkezi’nde yapılacak.

Diyanet İşleri Başkanlığı Tasavvuf Musikisi Erkek Korosu, yarın Muğla Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezi’nde, 16 Nisan Cuma günü ise Odunpazarı Belediyesi Kurşunlu Külliyesi’nde tasavvuf musikisi konseri verecek.

DİĞER ETKİNLİKLER

Yurt içi ve yurt dışında birçok konferans ve panel düzenlenecek.

Müftülüklerin organizasyonuyla hasta ve yaşlı ziyaretleri yapılacak ve gül dağıtımı gerçekleştirilecek.

Kocatepe Camisi avlusunda 16 Nisan Cuma günü Kutlu Doğum Aşı dağıtılacak.

Kutlu Doğum Haftası dolayısıyla TDV Yayın Kurulu tarafından düzenlenen yarışmalarda dereceye girenlere ödülleri verilecek.

Başta Hz. Muhammed olmak üzere bütün peygamberlerin, şehit ve gazilerin, ilim ehlinden, hayır sahiplerinden ve vakfa maddi ve manevi katkıda bulunanlardan vefat edenler için hatim okutulacak.

AA

Tüp bebek yapmak caizmi harammı?, Tüp bebek tedavisi günahmı, ,slamda ve dinimizde Tüp Bebek ,

Tüp bebek tedavisi günahmı, ,slamda ve dinimizde Tüp Bebek , Tüp bebek yapmak caizmi harammı?

Tüp bebek tedavisi günah değil!
Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Mehmet Keskin, İslam dinine göre, tüp bebek ve iki analı bebeğin günah olmadığını bildirdi. Bitlisteki cami imamlarına yönelik düzenlenen konferansta konuşan Mehmet Keskin, borsanın faizle ilişkisinin olmadığını, bankalardan alınan kredilerin ise mecburi haller doğurduğu için günah olmadığını söyledi.

Keskin, bazı İslam ülkelerinde tüp bebek ve iki analı bebek konusunun günah olduğu yönünde yorumlar yapıldığını belirterek, şöyle devam etti: Oysa İslam dini haram olmayan her türlü oluşuma açıktır. Biz tüpbebek ve iki analı bebeklerin günah olmadığını söylüyoruz. Son günlerde medyada iki analı bebek konusu ele alınmaktadır. Nikahsız bir kadından alınacak olan bir yumurta ile erkeğin spermleri ile enjekte edilen nikahlı kadından çocuk doğurulması günah sayılmamalıdır. Tüp bebekte, amaç bir evlat sahibi olmaktır. Erkeğin spermlerinin kadının rahmine yerleştirilerek doğum olayının meydana gelmesi kesinlikle günah değildir. Yetkisiz ağızlardan çıkan iddialara riayet etmeyiniz. Biz Kuranı Kerimin emirlerine göre hareket ediyoruz. Kendini bilmeyen birileri çıkıp, beyinlerinizi yıkayabilir. Bunlara asla inanmayınız.

Devletin vermiş olduğu Nemaları bile haram kabul edenler oldu. Oysa bu tek taraflı alınmış olan bir karar olduğu için haram değildir. Din konusunda Diyanet İşleri Başkanlığının açıklamaları dışındakilere inanmayınız.

İl Kültür Müdürlüğü salonundaki konferansa, İl Müftü Vekili Hanifi Ballı, İl Emniyet Müdürü Ekrem Sevindik ve cami imamları katıldı.


Muhabbetara sohbet odalarına hoşgeldiniz. Kaliteli ve seviyeli chat muhabbet odalarına girmek için hazır olun. Sitemiiz sabit kullanıcıları haricinda googleda muhabbet chat ve bir çok sohbet kelimeleri aramasında üst sıralarda çıkmanın gurunu yaşamaktayız. google un verdiği bu ayrıcalık ile sizlere daha iyi ve kaliteli bir hizmet vermek için ekibimiz ile birlikte çalışmaktayız.

sohbet indir fidan sakarya emlak ilahiler dinle
Clicky Web Analytics