Sandıktaki bayram

Sandıktaki Bayram
Ezan sesiyle uyandı gözlerini ovarak. Kurban bayramıydı bu gün.bayramları çok severdi, içi içine sığmazdı. Hemen elini yüzünü yıkadı. Küçük bedeni uykuya doymamıştı henüz. Tan yeri pembeye bırakıyordu yanaklarını. `Ya yetiştiremezsem` diye küçük kalbi nasılda atıyordu.Bu bayramı kendince çok güzelleştirecekti.Annesi babası çok sevinecek, onu sıkıca kucaklayacaklardı.Küçük yüreğinde büyük hediyeler hazırlamıştı onlara.
Bahçedeki kuzunun yanına gitti, sevdi,okşadı.Kendince konuştu uzun uzun. Kuzu bile ortak olmuştu kızın sevincine.
Annesinin balkonda şımarıkça salınan zakkum çiçeği vardı. Pembe gülleri vardı irili ufaklı. O minik ellerine sakladığı heyecanla çiçekten demetler kopardı özür dileyerek.Dik merdivenlerden yavaş yavaş indi. Hem çok korkuyor, hem de çok heyecanlanıyordu.Zakkumdan aldığı demetleri tek tek ayırdı. bahçede onu seyreden kuzunun yanına geldi. Gülleri tek tek kuzunun tüylerine yapıştırdı. Aynı sırada olması bile çok önemliydi. Kırmızı kurdelalar taktı boynuzlarına. Gelin gibi olmuştu kendince. Geriye çekildi, özenle seyretti.Evet çok sevineceklerdi. Annesi kalkacaktı birazdan her yer aydınlanmıştı.Çok şaşıracaklardı çok. `Ben yaptım sizin için` diyecekti. Ona sarılıp öpeceklerdi.
Oturdu kuzunun yanına, gözlerini kapıya dikti. İlk kim çıkacaktı, görünce ne napacaktı. Elleri yanaklarında beklemeye başladı.hemen unuttuğu bir şey geldi aklına. Koşar adımlarla çıktı merdiveni. Yavaşça kapıyı açtı. Sessiz seda-sız süzüldü odaya. Akşamdan başucuna koyduğu bayramlıklarını giydi. saçlarını taradı acelece. Bir çift elma şekeri gibiydi pabuçları. `Uyansalar artık` diye mırıldandı.Kapı açı-lıyordu, kalbi duracak gibiydi. Ayağa kalktı, son kez saçlarını elbisesini düzelltti.Ellerini kuzunun başına koydu,tüm güzelliğiyle annesine baktı. Annesi onu ve süslenmiş kuzuyu görünce içeriye koştu. Belli ki çok sevinmiş, diğer kardeşlerini çağıracaktı.Heyecanı bir kat daha artmıştı. Annesi aynı hızla elinde kalın bir sopayla üzerine geliyordu.Küçuk kız, olanlara bir anlam verememişti. Kocaman bir tokat indirdi annesi o güzel yüzüne. Düştüğü yerden kaldırıp tekrar tekrar vurdu. Canı acımıyordu küçük yüreği kadar. Burnundan süzülen kan patlamış dudağına doğru utanarak iniyordu. Üstelik bayramlığı da kan olmuştu. Sürüyerek içeri attı annesi onu. Bayram ne çabuk bitmişti başlamadan. Anlayamadı annesini hırçınlığını. Zakkum ona kıs kıs gülüyordu. Annesinin yavrusuna kıyıp ta kıyamadığı zaakumunu koparmıştı. Küçük kızın yarasına bakmadı bile. Önce çiçeğini suladı öfkeyle söylenerek. Kimse görmedi yaptıklarını. Üstelik tek tek toplattılar o gülleri. Annezi onları özenle suya koydu. Onun yanaklarında solan gülleri görmeden.
- Ne gereği vardı şimdi. Şımarık bir çocuksun,Adam olmazsın. dedi.
Diğer kardeşleri birer birer bayramlıklarını giydiler. Ama onunkiler kan olmuştu. Pabuçları da o kadar parlamıyordu zaten. Biri bahçede diğeri merdivende kalmıştı. Olsun yine de bu gün bayram herkes mutlu olsun istedi. Tek tek bayramlaştılar kendi aralarında. Kimse onu bayram kahvaltısına çağırmadı. Oysa ne severdi. Yenede bayramdı o hariç herkese.
Kuzuyu kurban etmişlerdi kaşla göz arasında. Ona bile hoşçakal diyememişti. Gördüğü halde silmemişti annesi yüzünü;yüreğinin acısını nasıl görecekti. Kimse onun asıl niyetini anlayamamıştı. Gelen herkese tek tek anlatıldı yaptıkları. İçini çeke çeke bakşıyordu anesinin ötkeli gözlerine. Keşke o zakkum ben olsaydım dedi ona bile razıydı. Onu sevişini kıskandı belki.
Zakkumları da sevmiyor bayramları da o günden beri.Kan görmeye dayanamaz; hele çocuk yüzlerde.
Açan başka çiçeklere uzanırken ayaklarımızın altındaki papatyaları niçin farkedemeyiz. Küçük yürek atışlarına tempo tutmak yormamalı bizi. Niye hep büyük camlardan bakarız hep küçüklere.

Muhabbetara.com sitesinin bu bölümünde aşk hikayeleri, yaşanmış gerçek hikayaler bulabilirsiniz. Sandıktaki bayram hikayesinin beğendiyseniz yada Sandıktaki bayram hikayesi dışında bu ve buna benzer gerçek hikayeler okumak isterseniz Kategoriler kısmındaki “Hikayeler” linkini tıklayıp Sandıktaki bayram aşk hikayesi tarzında bir çok hikayei bulabilirsiniz.

Sandıktaki bayram hikayesini beğendiyseniz lütfen yorum yapınız

Sandıktaki bayram hikayeler, Sandıktaki bayram aşk hikayesi, Sandıktaki bayram gerçek hikayeler, Yaşanmış hikaye Sandıktaki bayram, Yaşanmış hikayeler Sandıktaki bayram

Yaşamdan hikayeler, Yaşam hikayeleri

Son

Nesr(i) Şiir (son) (kadir Bıyıklı)
Yıllar sonra bir Kasım ayında, yarım kalan şiire devam etmesi tesadüf müydü? Tesadüf diye bir şey var mıydı sahiden de… “Alın yazısının izdüşümü olmasın” diye düşündü, tesadüflere yüklenen vebal… Tüm hayatını yeniden yaşıyormuşçasına geçirdiği saatlerde, gözlerinden kalkan perdeye, zihninin dinamikliğine hayret ediyordu. Onca anıyı böylesine taze nasıl tutabilmişti. Taş plaklarda aradı kerameti… Hâlâ kalem elinden düşmemişti. Tan yerinin ağarmasına ramak kala bir sigara daha yakarak şiire devam etti.

”şarkılarla yaşıyorum seni ne zaman bir şarkı söylense çalınsa dinliyorum
içinde senden bahseden ki hepsi seni anlatıyor biliyorum
adın geçmese de ben şarkıları bu yüzden seviyorum
kime yazıldığını bilmediğim şiirler
kime yazıldığını bilmediğim aşk öyküleri
mektuplar gibi
dinlediğim şarkılarla beraber dünya gibi hayat gibi umut gibi
her şeyi senden yana düşünüyorum
ve
kime yazıldığını bilmediğim şarkıların içinde
daha çok seviyorum seni…” (Kadir Bıyıklı)

Yenibaştan, defalarca okudu şiiri. Müzeyyen Senar yorumuyla bir taş plak çalıyordu. En çok sevdiği eserlerden biriydi. Çoğu zaman sabahlara kadar dinler yine de usanmazdı.

“Ah edip inlerim gurbet elinde
Uzaktan göründü benim bağlarım
Yine garip kaldım gurbet elinde
Sevgilimi her gün anar ağlarım

Neyleyim köşkü, neyleyim sarayı
İçinde salınan yar olmayınca”

O gece de defalarca pikabın iğnesini yeniden yerleştirdi. Bazen uzanıp, hayallere dalarak dinlemesini severdi. Hatta kendisi de sessizce mırıldanırken yüreğinden hak verirdi nağmelerin rengine. Yalnız hissediyordu çok yalnız… Gözleri kapanmak üzereyken elinde tuttuğu sigarayı kül tablasına bırakmaya gücü kalmamıştı.

Zehra annesinin odasındaydı yine. Vefatının üzerinden daha iki ay geçmişti; ama asırlar geçmiş gibi özlüyordu onu. Zamanının pek çoğunu bu odada geçiriyor, geçmişe dair izler arıyordu sanki. Dünyalar tatlısı bu kadın; geçmişe dair herhangi bir soru karşısında sadece gözleri uzaklara dalar, eski pırıltılar kelebek kanadı inceliğinde yeniden süzülürdü bakışlarından. “Yaşanması gerekiyordu, yaşandı… Kalıntıları bana bir ömür yetecek kadar anlamlıydı” der gibi buruk bir sevda taşardı, derin iç çekişlerinin ardından bıraktığı nefesten…

Dalgınlığını uzun uzun çalan telefonun sesi bozdu. “Sabahın erken saatinde kim bu ?” diye düşünerek sinirli ses tonuyla yanıtladı. Arayan Av. Aydın Beydi. Veraset işlemlerini görüşmek üzere uğrayıp uğrayamayacağını soruyordu. Daha önceleri de defalarca aramış ancak Zehra “Zamanı değil, iyi değilim henüz” gibi cevaplarla geçiştirmişti. Artık gitmeliydi.

Birkaç saat sonra, büyük bir hanın üçüncü katında bulunan, şık döşenmiş olmasına rağmen resmi kurum soğukluğundaki bürodaydı. Kahve molası ve uzunca süren sohbetin artından Avukat Aydın Bey kasadan iki zarf çıkartmış önce arkasında Zehra’nın adı yazılı olanı takdim etmişti. Şaşkınlık içinde zarfı açıp kısa sürede okuduktan sonra:

—Bu zarf size ait olan okuduktan sonra teslim edilmek üzere emanet edildi Zehra Hanım.

—Anlıyorum. Bunları öğreneceğimi bilseydim eğer bu kadar beklemezdim Aydın Bey. Şimdi izninizle acilen çıkmam gerekiyor. Yapılacak çok önemli işlerim var.

—Peki, Zehra Hanım. Tapu işlemlerinize başladım. Birkaç gün sonra uğrarsanız onları da takdim ederim. İyi günler size…

—İyi günler

Bürodan çıkarken zarfın üzerindeki adrese yeniden baktı. Asansörü bekleyecek vakti yoktu. Hızlı adımlarla merdivenlerden koşarcasına indi. İş hanının önündeki taksi durağına ilerledi. İlk sıradaki taksiye binerek adresi okudu. Daha önce gitmediği bir semt olduğu için, aklından türlü tablolar geçiyordu. En çokta annesinin albümünde gördüğü fotoğraf karelerini anımsamaya başladı.

Dar sokak aralarından ani dönüşler yaparak ilerliyor, dik yokuşlar çıkıyorlardı. Zehra arka koltukta gözyaşlarını tutmaya çalışıyor, ağlamamak için dişlerini sıkıyordu. Taksinin manevralarından bedeni savruldukça ne kadar güçsüz olduğunun farkına vardı. Dikiz aynasına ilişti gözü. Şoför onu izliyordu. Anlamsız gözlerle birkaç saniye bakıştılar. Kendine gelebilmek için konuşması gerekiyordu. “Daha çok var mı?” diye sormayı düşündü; ancak şoför:

—Uzun zamandır bu taraflara gelmemiştim. Çok değişmemiş ama bakımsızlık diz boyu. Güya tarihi mekânlarımızı koruma altına alıyorlar, Anıtlar Kurulu adında bir kurum şu gördüğünüz yalılara, konanlara tek çivi çaktırmıyor. Restore edilmesi gerekiyor; ancak proje ve yapı masrafları normal bir ev maliyetinin üç katı. Bizde de var ata yadigârı bir konak. Sırf bu sebeplerle bakımsızlıktan çürüdü gitti. Yıllardır içinde oturan olmayınca camı çerçevesi kırıldı, içeriye yağmur yaş girdi…

—Anlıyorum. Ben bu semte hiç gelmedim. Nasip olmadı. Bu günü bekliyormuşum demek ki…

—Üzgün bir haliniz mi var? Bana mı öyle geldi acaba?

—Boş verin…

—Geldik sayılır hanımefendi… Trafonun bulunduğu köşeyi döner dönmez oradayız…

Sokak girişi trafiğe kapatılmıştı. Tüm semt sakinleri ve çevreden gören herkes akın etmişti. İnsan yığınlarının ön kısmında itfaiye, polis araçları ve ambulans duruyordu. Zehra, taksiden indiği gibi kalabalığın arasından zorlukla ön tarafa geçti. Yaşadığı panikten şoförün ücretini ödemeyi unutmuştu. O da meraktan arabayı kenara çektiği gibi yanına koşmuştu. Dondu kaldı! Dakikalarca seyretti yanmış, kül olmuş yalıyı. Her tarafı ahşaptan yapılmıştı sanki. Birkaç kerpiç döküntüsü kalmıştı duvar namına. Önce savcı bey sonra etrafındaki ekip çıktı enkazın içinden. Ardından siyah bir poşeti tutarak çıkartan görevliler… İnsanların konuşması uğulduyordu kulaklarında. “Yalnız yaşıyordu… Sonunun böyle olacağı belliydi” konuşmalarını duymamak için kulaklarını tıkadı. “Hayır, o kimsesiz değildi!” diye avazı çıktığı kadar bağırıp, sahiplenmek istedi; ancak son anda çantasındaki mektubu hatırlayarak vazgeçti… O mektubun bir sürü sır taşıdığının farkındaydı.

Etrafında yaslanacak omuz aradı, yoktu… Sendeleyerek bahçe duvarının yanındaki taş çıkıntıya doğru gidebildi. Çantasını kucağında sıkıca sararak oturdu. Birkaç gün önce avukata gitmediği için kahrediyor, kendini suçluyordu. Omzuna dokunan eli fark etti. Şoför:

—Yakınınız mıydı hanımefendi?

—Evet, O adam benim babamdı… Yüzünü hiç görmediğim, yaşadığını bile bilmediğim babam!

Akşam karanlığı çökmüş, insanlar dağılmıştı. Yanık kokusu yüreğini yakıyor, ciğerlerini dağlıyordu. Yerinden kalktı. Ayakları sadece resimlerden gördüğü yalının kalıntılarına doğru sürüklüyordu adeta. Sanki bir şeyler bulacakmış gibi yere bakarak yürümeye başladı. Rüzgâr külleri savuruyordu. Yanarak sadece metal aksamı kalmış pikap, devrilmiş metal eşya kalıntılarının arasındaydı. Bir an ruhu devinimler yaşarken merakına yenik düşerek mektubu okumayı düşündü. Hakkı var mıydı? Ona yazılmamıştı ki… İradesizliğine kızdı; çantasından bir sigara ve çakmağı çıkarttı, yaktı. Derin bir nefes çektikten sonra bir eli hala çantanın içindeki zarfı arıyordu. Elindeki sırrın bir köşesini çakmaktan çıkan aleve tuttu. Yazgıdan ibaret, yaşanması gerektiği için yaşanmış ve sonu ömür boyu ayrılıkla sonuçlanmış binlerce aşk hikâyesinden birisi, tüm gizemiyle birlikte parmakları arasında yok oluyordu. Alevler köşesindeki son noktaya geldiğinde pikabın üzerine bıraktı. Rüzgâr bekleyişteydi sanki külleri bulutlara uçurmak için…

Aylardan Kasım’dı. Birbirlerine ait olduklarını hissettikleri zamanları beklemişti kavuşma vakti… Sırlarını da beraberinde götürerek… Sonbaharın soğuğu işlemişti yüreğine Zehra’nın. Çiseleyen yağmur taneleri düşmeye başladı yüzüne. Geç kalmışlığın isyanı vuruyordu düşüncelerine umarsızca. Ne vardı sanki birkaç gün önce gitmiş olsaydı o büroya, ya da birkaç saat önce yağsaydı yağmur delice… Karanlık çökmüş, insanlar çoktan girmişti mutlu/mutsuz ama kendince yaşadıkları sır mabetlerine. İlk sokaktan yokuş aşağı inmeye başladı, Arnavut kaldırımlara vuran kendi topuk sesinden ürküyordu. Karanlıkta kayboldu kimliği, geçmişi gibi…

“Hoşça kal dün; hoş geldin yarın!”

Muhabbetara.com sitesinin bu bölümünde aşk hikayeleri, yaşanmış gerçek hikayaler bulabilirsiniz. son hikayesinin beğendiyseniz yada son hikayesi dışında bu ve buna benzer gerçek hikayeler okumak isterseniz Kategoriler kısmındaki “Hikayeler” linkini tıklayıp son aşk hikayesi tarzında bir çok hikayei bulabilirsiniz.

son hikayesini beğendiyseniz lütfen yorum yapınız

son hikayeler, son aşk hikayesi, son gerçek hikayeler, Yaşanmış hikaye son, Yaşanmış hikayeler son

Koşullanma aşk hikayesi

Koşullanma
İzmir`im gözde parklarından biri olan Yeşil Vadi`de kız arkadaşıyla buluştu. Sıradan bir merhabalaşma faslından sonra banklardan birine oturdular.
Melis Ozan`a karşı ne kadar sıcak olsa da, Ozan Melis`e karşı her zamanki soğuk tavırlarını sergilemeye devam ediyordu.
İlişkiye başlamadan önce Melis`e “Ben kimseyi sevemem Melis, ama seni sevmeyi gerçekten istiyorum ve bunu deneyeceğim.” demişti. Melis herşeyi kabul etmiş ve ilişkiye başlamışlardı.
Bu kelimeler hiçbir zaman Melis`in umrunda olmamış ve her defasında da aynı yanıtı vermişti. “Beni sev ya da sevme, ben karşılık beklemiyorum, sen karşılıksız ve sebepsiz seviyorum. İstersen şimdi bana defol git de, giderim ama seni sevmekten asla ama asla vazgeçmem.”.
Yaklaşık bir saat kadar parkta oturdular, konuştular. Daha doğrusu Melis konuştu, Ozan dinledi. Neredeyse hiç ağzını açmadı. Daha sonra ikiside ayaklandı, vedalaştılar ve Ozan arkasına bile bakmadan evine doğru yol aldı.
Akşam evinde yaptığı şey kendi hayatını gözünün önünden geçirmek oldu. Düşündü ama hayatı hakkında bir çözüme varamadı. Saat gece yarısına yaklaştığında telefonunu eline aldı ve Melis`e mesaj çekti. “Kusura bakma Melis, ben yapamıyorum, seni sevemiyorum ve seni daha fazla üzmek istemiyorum. Beni affet lütfen, yapabilirim sanmıştım.”.
O gece her ne kadar beklese de cevap gelmedi.
Sabah uyandığında telefonunda sadece bir mesaj vardı ve o mesaj da Melis`tendi. “Günaydın Ozan, umarım beni arkkadaşın olarak kabul edersin.”.
Bu mesajı “Tabiiki.” diyerek cevapladı.
Aradan yaklaşık bir ay geçti.
Melis, Ozan`a, bıkmadan, usanmadan, hala, onu deli gibi sevdiğini ve sevmeye de devam edeceğini söylüyordu. Ozan bu kelimeleri her duyduğunda daha çok üzülüyor, daha çok içine kapanıyordu.
Ozan geçen bir aylık sürede birkaç kızla birlikte olmuş ama hiç birine bağlanamadan birkaç gün içinde ayrılmıştı. Hala mutsuzdu.
Bütün uğraşlarına rağmen kimseye bağlanamıyordu. Birilerini, özellikle Melis`i sevmek istiyor ama bunu başaramıyordu.
Bir gece yatağında uzanırken gözlerinin önüne birden Melis geldi. Anlam veremedi ama bir anda bu duyguya kapılmak, kendini iyi hissetmesini sağlamıştı.
Ani bir hareketle telefonunu eline aldı ve Melis`e içinde büyük bir heyecanla mesaj çekti. “Sanırım senden hoşlanmaya başladım”.
*****
Yaklaşık bir buçuk senelik bir ilişki sonucunda evlendiler.
İlerleyen gecelerden birinde yine geçmişi hakkında düşündü ve bazı şeylerin farkına vardı. Kendini birilerini sevmemeye koşullandırmıştı. Ama artık bu koşullanmadan kurtulmuş ve mutluydu.
Çok sevdiğiniz birinden ayrıldıktan sonra bir daha olmaz demeyin, olacaktır…

Muhabbetara.com sitesinin bu bölümünde aşk hikayeleri, yaşanmış gerçek hikayaler bulabilirsiniz. Koşullanma hikayesinin beğendiyseniz yada Koşullanma hikayesi dışında bu ve buna benzer gerçek hikayeler okumak isterseniz Kategoriler kısmındaki “Hikayeler” linkini tıklayıp Koşullanma aşk hikayesi tarzında bir çok hikayei bulabilirsiniz.

Koşullanma hikayesini beğendiyseniz lütfen yorum yapınız

Aşk hikayesi sinir krizi

Sinir Krizi
Sıradan günlerden birinde yine evinde yapacak bir şey bulamadı. Her zamanki gibi yine, canı oldukça sıkılmıştı. Üzerine bir şey aldı ve aynada üstünkörü saçlarını düzelttikten sonra kendisini sokağa attı. Hiç düşünmeden sahile doğru yol aldı.
Sahile indiğinde bir sigara yaktı, denizi izleyerek ve yavaş yavaş yürümeye başladı. Biraz ilerledikten sonra gördüğü manzara karşısında, dizleri titredi, kalbi daha hızlı atmaya başladı, mantıklı düşünemedi ve olduğu yerde öylece kalakaldı.
Canından çok sevdiği, isteyerek değil, mecbur kaldığı için ayrıldığı eski kız arkadaşı, sahilde, en yakın arkadaşlarından biriyle el ele yürüyordu. İlk önce gözlerine inanamadı, yine o sinir krizlerinden birini geçirdiğini düşündü. Ama gördükleri hayal değil, tamamen gerçekti. Yıkılmamak için kendini zorladı.
Bir an ne yapması gerektiğini düşündü, mantıklı karar vermeye çalıştı.
Hiçbir şey yapmadı. Arkasını döndü ve koşarak evine doğru yol aldı. Duvarları yumruklayarak hüngür hüngür ağlamaya başladı.
*****
Sıradan köy kahvelerinden birinde çayını yudumlayan köy halkından birisi, gazetede okuduğu bir haberi, kahvedeki diğer arkadaşlarıyla paylaştı.
“Baksanıza yahu! Çocuk sinir krizi geçirmiş, asmış kendisini.”

Muhabbetara.com sitesinin bu bölümünde aşk hikayeleri, yaşanmış gerçek hikayaler bulabilirsiniz. sinir krizi hikayesinin beğendiyseniz yada sinir krizi hikayesi dışında bu ve buna benzer gerçek hikayeler okumak isterseniz Kategoriler kısmındaki “Hikayeler” linkini tıklayıp sinir krizi aşk hikayesi tarzında bir çok hikayei bulabilirsiniz.

sinir krizi hikayesini beğendiyseniz lütfen yorum yapınız

Hikayeler Umut

Umut
Kulakları Sağır Eden Bir Gürültü…
Dibi Belirsiz Sarp Kayalıklarla Çevrili Uçurum,
Aşağıda Tozun Dumanın İçinde Koşuşan İnsanlar.
Alçaldıkça Kayaların Üzerimize Kapandığını Hissediyorum.
Ellerimiz Tetikte.Her An Başlayabilecek Olan Kurşun
Sağnağına Karşı Hazırız.
Tarlanın Ortasına Doğru Yaklaştıkça Ellerinde
Otomatik Silahlı ,Tam Teçhizatlı Köylülerin İniş
Yerini Göstermeye Çalışarak Çırpındıklarını Farkediyoruz.
Fakat İnebileceğimiz Bir Düzlük Henüz Yok.
Yamaca Uydurulmuş Bir Tarlaya Tekerleklerimiz Değer
Değmez Dengemi Kaybedip Düşüyorum.Toparlanır Toparlanmaz
Tekrar Tetiği Kavrayıp Pür Dikkat Kesiliyorum.Az Sonra
Yolcularımız Helikoptere Ulaşıyorlar.
Yukarıdan Baktığımızda Dibi Görünmeyen Bu Dağların Arasına
Hayatta Sığmaz Diye Düşündüğümüz Koskoca Skorsky
Yamaca İnmiş Yolcularını Alıp Havalanmıştı Bile.
Erken Doğum Sancıları Çeken Bir Genç Kadın,
Yanında Onun Kadar Sıkıntılı Kocası Ve Kardeşi Yolcularımızdı.
Ülkenin En Uç Noktasında Kaybolmuş Bu İnsanları Anında Yetişip Doktora,Hastahaneye,
Kurtuluşa Kavuşturan Bu Dev Çelik Kuş Yavrularını Kanatlarının Arasına Almış
Şevkatiyle Unutulmuşluktan Kurtarmıştı Onları.
Şafakla Birlikte Beyaz Büyük Binanın
Açık Camlarından Tiz Bir Ağlama Sesi Her Tarafı Kaplıyordu.
Erkekti.Aile Mutlu Ve Gururluydu. Çelik Kuşun Kanatları Altından Dünyaya
Yeni Bir Canlı Gözünü Açmış,Babası Adını Umut Koymuştu.
Cılız Da Olsa Umut Yüklüydü.Anası Oğlum Asker Olacak Benim Diyordu.
Bütün Umutlar Askere Bağlanmış. O’nun Geleceğine,Yollarına Yüklenmişti.
Bölgedeki Herkes Gibi Onlarda Yüzlerini Umuta Çevirmişlerdi.
Çünki Bilinen Oydu Ki Arka Taraf Karanlıktı. Hem De En AğırKabuslarlaYüklü
Bir Alacakaranlık…1993.

Muhabbetara.com sitesinin bu bölümünde aşk hikayeleri, yaşanmış gerçek hikayaler bulabilirsiniz. Umut hikayesinin beğendiyseniz yada umut hikayesi dışında bu ve buna benzer gerçek hikayeler okumak isterseniz Kategoriler kısmındaki “Hikayeler” linkini tıklayıp umut aşk hikayesi tarzında bir çok hikayei bulabilirsiniz.

Umut hikayesini beğendiyseniz lütfen yorum yapınız

Umut hikayeler, umut aşk hikayesi, umut ger.ek hikayeler, Yaşanmış hikaye umut, Yaşanmış hikayeler umut


Muhabbetara sohbet odalarına hoşgeldiniz. Kaliteli ve seviyeli chat muhabbet odalarına girmek için hazır olun. Sitemiiz sabit kullanıcıları haricinda googleda muhabbet chat ve bir çok sohbet kelimeleri aramasında üst sıralarda çıkmanın gurunu yaşamaktayız. google un verdiği bu ayrıcalık ile sizlere daha iyi ve kaliteli bir hizmet vermek için ekibimiz ile birlikte çalışmaktayız.

sohbet indir fidan sakarya emlak ilahiler dinle
Clicky Web Analytics