İyilik ve Kötülük

İyilik ve Kötülük
Yasli kizilderili reisi kulubesinin önünde torunuyla oturmus, az ötede birbirleriyle bogusup duran iki kurt köpegini izliyorlardi. Köpeklerden biri beyaz, digeri ise siyahti.
Çocuk kulübeyi korumak için bir köpegin yeterli oldugunu düsünüyor, ikinci köpege neden ihtiyaç oldugunu ve renklerinin neden illa siyah ve beyaz oldugunu anlamak istiyordu.
Dedesine merakla sordu. Yasli reis bilgece gülümsemeyle torununun sirtini sivazladi.
-“Onlar“ dedi, “benim için iki simgedir evlat.“
-“Neyin simgesi“ diye sordu çocuk.
-“Iyiligin ve kötülügün simgesi. Iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onlari seyrettikçe ben hep bunu düsünürüm. Onun için yanimdalar onlar.“
Çocuk; “mücadele varsa kazanan da olmali“
diye düsündü ve bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi;
-Peki, dedi. “Sence hangisi kazanir bu mücadeleyi?“
Yasli reis, derin bir gülümsemeyle bakti torununa.
-Hangisi mi evlat?
-Ben hangisini daha iyi beslersem!

Muhabbetara.com sitesinin bu bölümünde aşk hikayeleri, yaşanmış gerçek hikayaler bulabilirsiniz. İyilik ve Kötülük hikayesinin beğendiyseniz yada İyilik ve Kötülük dostluk hikayesi dışında bu ve buna benzer gerçek dostluk hikayeleri okumak isterseniz Kategoriler kısmındaki “Hikayeler” linkini tıklayıp İyilik ve Kötülük dostluk hikayesi tarzında bir çok dostluk hikayesi bulabilirsiniz.

İyilik ve Kötülük Dostluk hikayesini beğendiyseniz lütfen yorum yapınız

İyilik ve Kötülük hikayeler, İyilik ve Kötülük aşk hikayesi, İyilik ve Kötülük gerçek hikayeler, Yaşanmış hikaye İyilik ve Kötülük, Yaşanmış hikayeler İyilik ve Kötülük

Her Şey Çözülür

Her Şey Çözülür
Temmuz ayının birbirine benzeyen sıcak günlerinden birinde, sabahın ilk ışıkları sokak lambalarının yerini almaya hazırlanırken, koyu yeşil bir kamyonet, toprak yoldan toz bulutları kaldırarak geldi ve hastanenin acil servis kapısı önünde durdu. Arabanın ön koltuğundan inen iki kişi oyalanmadan arka koltuktaki iri kiyim adamı omuzlayıp hastaneye taşıdılar.

Ekrem, Sinan’ın yaralandığı haberini alınca hemen Kerim’e koştu. Sonra birlikte hastaneye geldiler. Sinan’ı sol bacağı baldırına kadar alçılanıp askıya alınmış bir halde yatakta görünce çok üzüldüler.

Sinan’ı getiren iki adam da oradaydı. Adamlardan biri uzun boylu ve iri yapılıydı. Kocaman bir sakalı vardı ve başına bir eşarp sarmıştı. Diğeri ise oldukça zayıftı ve belki de bu yüzden, ondan daha kısa görünüyordu. İkisi de ayakta duruyor ve Sinan’a ilgi gösteriyorlardı.

Ekrem, “Bacağına ne oldu?” diye sordu.

“Bir kaza,” dedi Sinan. Yorgun görünüyordu ve yüzü soldundu. “onlara çalışıyordum.”

Sinan ayakta dikilen iki adamı işaret ediyordu. Adamlardan sakallı olanı, “Dağda kamp kurduk,” dedi.

“Ne kampı?” diye sordu Ekrem. “Bunun Sinanla ne ilgisi var?”

“Onlar arıcı,” dedi Sinan. “Onlara çalışıyordum.”

“Yani kazayla arı kovanına mı düştün?” dedi Kerim.

“Bizim için kapan kuruyordu,” diye açıkladı sakallı adam. “Kovanlara dadanan bir ayıyı yakalamak için. Bilirsiniz, bir kovan bal için her şeyi yapabilirler.”

“Yaptılar da,” diye ekledi yanındaki. “Bu yüzden biz de önlem olarak kapan kuralım dedik.”

“Şimdi kahrolası bütün dünya benim kendi kapanıma yakalandığımı düşünecek,” diye homurdandı Sinan. “Çocuklar bile gülecek buna.”

“Biri kapanların yerini değiştirmiş,” dedi sakallı adam. “Anlayacağınız, onun bu işte bir kusuru yoktu.”

“Hava karanlıktı,” dedi Sinan. “Kapanları kontrol etmeye çıkmıştım. Kahrolası kapanlardan birinin tam da yolumun üzerinde olduğunu bilemezdim. Ama bu kendi tuzağıma düştüğüm gerçeğini değiştirmez.”

Sinan son derece üzgün görünüyordu. Çünkü kendini hakarete uğramış ve aldatılmış hissediyordu. Aslında bu iki duygudan biri bile sağlıklı bir adamı hastanelik etmeye yeterdi.

“Yine de şansın varmış ki seni zamanında bulmuşlar,” dedi Kerim. Olayın iyi yönlerini göstermeye çalışıyordu.

“Yo,” dedi sakallı adam. “Onu biz bulmadık. İşin gerçeği o bizi buldu. Bütün o yolu bacağındaki ağır kapanla sürünerek aştı ve çadırlara kadar gelmeyi başardı.”

“Onu neredeyse vuruyorduk,” dedi yanındaki.

“Ayı olduğumu düşünerek vuracaklardı beni,” dedi Sinan. “Ne kadar komik, değil mi?”

“Ama korkunç bir sesi vardı. Biz de gerçekten ayı olduğunu düşündük.”

“Bu bir cinayet,” diye öfkelendi Ekrem. “Sinan’ı öldürmek istediler. Onu dağ başında kan kaybından ölmesi için tuzağa düşürdüler.”

“Eh,” dedi Kerim. “Bir tanığımız bile yok.”

“Polis ne güne duruyor?”

“Polis olmaz,” diye araya girdi Sinan. “Polisin işe karışmaması gerektiğini biliyorsun.”

“Neden o?”

“Bu bölgede avcılık yasak,” dedi sakallı arıcı.

“Yine de polise her şeyi anlatmak gerek,” diye ısrar etti Ekrem.

Sinan itiraz etti. “Polise gitmek yok. Onlara ne diyebilirim ki? Bacağımı köpekbalığına kaptırdığımı mı? Polis karışmamalı.”

“Doktora da bunu söyledik,” dedi sakallı arıcı. “Polisin işe karışmasını istemediğimizi söyledik.”

“Buna razı oldu mu?”

“Bir miktar bal her şeyi çözdü. Olayı kayıtlara iş kazası diye geçirmeyi kabul etti.”

“Gerçekten de iş kazasıydı,” dedi Sinan. “Bu şekilde düşünmek rahatlatıyor beni.”

“Bu durumda,” dedi Ekrem, “herkes kazanıyor, ama sadece tek bir kaybeden kalıyor.”

“Aslında o da kaybetmiyor,” dedi öteki arıcı. “Kamyonet ona kalıyor.”

“İşte bu her şeye değer,” dedi Sinan.

“Bir kamyonetle ne yapabilirsin ki?” dedi Ekrem. “Bu şey yakıt ister, lastik ister.”

“Onu öylece bekletecek değilim,” dedi Sinan. “Elbette bir planım var. Bu dünyada herkes kadar ben de bir kamyonet edinme hakkına sahibim.”

“Kâğıtları getirdik,” dedi sakallı arıcı. “Her şeyi ayarladık.”

Arıcılar hastanede daha fazla kalmadılar. Adamlar çıkınca Ekrem Sinan’a yaklaştı, “Gerçekten polis istemiyor musun?” diye sordu.

“Kamyonet işimi görür,” dedi Sinan. “Onu satmak istemiyorum. Onunla ormandan odun getirebilirim.”

“Ama bu yasak,” dedi Kerim. “Polisle başının belaya girmesini istemezsin.”

“Bunu da çözeriz,” dedi Sinan. “Her şey çözülür.”

“Halledilmeyecek bir şey yoktur,” dedi Ekrem. “Gerçekten de, her şey çözülür. Hoş bir ifade bu. Yani istedikten sonra bir milyon tuzak bile bir adamı yolundan çeviremez.”

Sinanla Kerim son derece etkilendikleri bu sözlere yürekten katıldılar ve Ekrem’i bilgeliğinden dolayı tebrik ettiler.

Muhabbetara.com sitesinin bu bölümünde aşk hikayeleri, yaşanmış gerçek hikayaler bulabilirsiniz. Her Şey Çözülür hikayesinin beğendiyseniz yada Her Şey Çözülür dostluk hikayesi dışında bu ve buna benzer gerçek dostluk hikayeleri okumak isterseniz Kategoriler kısmındaki “Hikayeler” linkini tıklayıp Her Şey Çözülür dostluk hikayesi tarzında bir çok dostluk hikayesi bulabilirsiniz.

Her Şey Çözülür Dostluk hikayesini beğendiyseniz lütfen yorum yapınız

Her Şey Çözülür hikayeler, Her Şey Çözülür aşk hikayesi, Her Şey Çözülür gerçek hikayeler, Yaşanmış hikaye Her Şey Çözülür, Yaşanmış hikayeler Her Şey Çözülür

Dedemin Gözünde Martılar

Dedemin Gözünde Martılar (ıı)
Evet! Ben yedi aylık doğmuşum, annem her zaman söyler, sıcak bir ağustos ayının dördüydü, gece bir de. Hatta altı aylıkken doğacakmışım, güç tutmuşlar. Siz olsanız doğmaz mısınız? Büyükannem ben ölmeden önce şu torun doğsa da yüzünü görsem, dedem doğsa da omuzlarımda gezdirsem, bir de erkek olsa, annem ise babama kızar, bey dur der, zaten karnımda ağırlık var, bir de gece gece sen üstüme çıkma, çocuk doğsun hele, ondan sonra ne yapacaksak yapalım, dediğinde babam hadi doğ artık dedikçe siz söyleyin, kalmak ister misiniz anne karnında? Durmadan suyun içinde, dön bir o yana bir bu yana, tekme atarsın kıyamet kopar. Ve geçen ay otuz dört yaşına girdim ve büyükannem ‘ Hadi deniz gözlüm, canım Tuğçem bir an önce evlen de kara toprağa gitmeden mürüvvetini göreyim dedikçe içimden “Bu sefer yemez, sen bırak beni bu gidişle benim torunumu bile evlendirirsin” diyordum. Ama sağ olsun annem sözünü tuttu, ben doğduktan sonra babamın üstüne çıkmasına müsaade etti. O zamanlar çocuk aklı ile anlam veremezdim bu çıkışlara ve arkasından bağırışlara…

Dedecim çocukluğumda bir taneydi. Bir dediğimi iki etmez, ettirmezdi. Hele zavallı Tekir, ne çok severdi beni herhalde. O giderdi, kaybolmasın diye ben giderdim peşinden. Ama sevincini hiç göstermezdi, yine de belki çocuk olduğum için beni idare ederdi. Tüyleri çok güzel ve yumuşaktı. O’nun arkasından emekler, bazen bahçeye, bazen mutfakta kuru erzakların olduğu yere, en çok da dedemin sıcak ve sessiz odasına giderdik. Annem ve hizmetçi Aysel Teyze bizi çok arardı. Dedemle bahçede oynaması, ağaçlara tırmanması ara sıra tahta çite çıkması heyecan vericiydi annem için. Hele merdivenleri emeklemesi. Dedem anlatıyor, karşıdan önce cin gibi parlayan gözlerim, sonra saçlarım, yüzüm ve gövdem gözükürmüş yalpalaya yalpalaya.

Babamı akşamları görürdüm, o da garibanım dedemin sesinden konuşamaz, bir köşede çayını yudumlar, gazetelerdeki havadislere bakar, Bazen Kıbrıs Fatihi’ni över, bazen de yapılan benzin zammını okuduğunda veya çay, şeker bulunmadığı zaman ise kızardı. Dedem o zaman sazı eline alır, ikinci dünya savaşından başlayarak Adnan Menderes’i, İnönü’yü, atmışlı yıllarda İstanbul Üniversitesi’ndeki öğrenci olaylarını ve ihtilali, atmış sekiz kuşağını, Macaristan’ı, on iki martı anlatır, Kıbrıs’la ilgili Ecevit’in Amerika’ya kafa tutmasını över ve arkasından dedesine giderek nasıl tırnağını kazıya kazıya bu yerlere geldiğini anlatırdı. Dedem çok güzel konuşur, babam da çok güzel dinlerdi. Bazen babam uyuklar, dedem de hemen fark eder, o zaman anneme göz kırparak biraz su ister, babamın yüzü suyla buluşunca ben kahkahalarla gülerdim. Annesi sözü alır:

-Yalan valla yalan. Nerden çıkarıyor böyle şeyler. Babasına üzerime çıkma diye bir şey demedim. Diyebilir miyim öyle hiç. Hem o ayrı, bu ayrı. Tuğçe küçükken de öyleydi. Evi birbirine katar, sonra da hiçbir şey olmamış gibi ortaya çıkardı. Çok yaramazdı çok. Şimdi sanki farklı! Anacım yine büyük sözü dinlemiyor, söylediklerim bir kulağından giriyor, öbür kulağından çıkıyor. Evlen diyorum. Ahhh, bey haklıymış, biz ikinci çocuk yapıp torun için bunu beklemeyecekmişiz. Evlenmem diyor, kariyer yapacağım diyor, zaten müdür olmuş, hayır daha da yükselecekmiş, yurt dışına Paris’e gidecekmiş. Tüm bunlar O deli kızın yüzünden oldu. Beye kaç defa dedim görüştürme şu yamyam kızla diye. Kızımı da kandırdı, kendisi Fransa’ya gitti, benim kızda gidecekmiş. Koşhoş mu, hoşkoş mu ne Fransa’da araba fabrikası varmış, oraya gidecekmiş. Zaten evde de kalmıyor. Maaşını kazanıyormuş, evde hür olamıyormuş, özgür değilmiş, bunalıyormuş, tek başına kalırsa öz güveni gelirmiş. Allah vere başına başka şeyler gelmeye. Benim canım Tuğçem, öyle de güzel ki. İnsan gözlerinin derinliğinde yüzesi geliyor. Bebekken mememi cop cop nasıl da emerdi. Kızdığında ya da süt gelmediğinde mızmızlanır, arkasından ucunu damağınla sıkar, canımı acıtmak isterdi. Gözleri hep gülerdi, çoğu zaman da muzipçe. Çocuğu halatla sarsan yine de yerinde duramaz, gideceği yere koşamasa da sürünerek yine de giderdi. Bazen çok cana yakın olur, gece yatağımıza gelir, ikimizin arasına yatar, bir O’na bir bana dönerdi. Vay hınzır, demek bizi kontrol için geliyormuş. Babası sözü alır:

-Kızım çok zeki. Öğrettiğin her şeyi hemen kavrardı, öğretmediklerini de bir şekilde öğrenirdi. Bebeklerin saçlarını kesip nasıl kırılacağını, sonra da kırıkları arabanın bagajındaki yedek stepnenin altına saklanacağını, bayramlık kuzuya gizlice yem verip çatlatıncaya kadar yedirip bayramdan önce kesmek zorunda kaldığımızı, okul yerine arkadaşları ile sinemalara gitmesi, tüm bunlara rağmen derslerinin çok iyi olması, öğretmenin kızınız çok yaramaz ama çok da zeki demesi, ayda en az bir kez okula çağrılmamız ve para yardımında bulunmak zorunda kalmamız ve tüm bunları, beni bir kez bile kucağına almayan ve bırakın okula çağrılmayı, en ufak bir ikazda bile bana ceza veren babamın, torununun tüm bu yaptıklarını hoş görmesi kabullenilir gibi değildi. Suçum neydi? Sözü anane alır:

-Dedesi okuması için çok uğraştı, hele çalışması için. Bu işi de O buldu, ama torunumun da hakkını vermek gerek az çabalamadı yükselmek için. Neydi arkadaşının ismi, Şirin miydi, neydi. İkisi ne güzel anlaşıyorlardı. Şirin de çok hoş kız. Saçları nasıl da siyah. Okumuş kızın hali bir başka. Şirin’i bizim Mevlüt’ün oğluna alacaktık ama O tutturdu Paris’e gideceğim diye. Şimdi de bizim Tuğçe gidecekmiş peşinden. İşin ilginçliği, beni Kadıköy’e tek göndermeyen dede, bırak gitsin diyor evdekilere. Ne yapacak oralarda kız başına. Gerçi burada da bizle kalmıyor ana hiç olmazsa elimizin altında. Gelse de beni biraz güldürse akşama. Sözü dede alır:

-Elbette çocuğuma sarılmam. Sanki babam bana sarıldı, kucağına oturtup öptü. Hayır, aksine O’da has bahçenin torununu öptü, onu şımarttı. Ben de elbette torunumu şımartacağım, hem torun ne kadar da tatlıymış. Ufakken ne güzel Galata Köprüsü’ne balık tutmaya giderdik. Solucanları korkmadan hatta zevkle oltaya takar, heyecanla denizin dibine bakardı. Oradan yürüyerek Yeni Cami’ye gider, kuşlara yem verirdik. Mısır çarşısına girer, oradan hemen yandaki sokağa sapar, hayvanların satıldığı dükkânları dolaşırdık. Kafesteki yılanlara bakar, adalara götürülmeyen maymunları inceler, kuşları almak isterdi. Oradan da ver elini Gülhane Parkı. Dedim ya sıcacıktı elleri, yürürken hep kaldırıp öperdim onları. Bazen de yanağımı okşardım elleri ile. Sözü her hangi biri aldı:

-İnsan O’nun yanında durmaktan sıkılmazdı. Zaten O yerinde beş dakika durmazdı. Oynak deniz gibi kıpır kıpırdı. Dikkatli baktığında güzel ve etkileyici idi. Saçları dalga dalga omzuna dökülüyordu. Alnı açık ve düzdü. Burnu biçimli ve tüm muzipliğini burnu gösteriyordu. Gözleri söyledim maviydi, dedesinin göz rengini almıştı. Bakışları derin ve ışıltılıydı. Anlamları anlamsızlaştıran bir bakışı vardı. Gözbebekleri iriydi. Her an patlayacak volkan gibiydi. Elmacık kemiği hafif çıkıktı, saçlarının arasına saklanan kulakları biçimliydi, kulak memesi etli, iriydi. En hoş tarafı boynuydu. Uzundu, zarif, pürüzsüz ve yumuşaktı. Yüzü boynu uzun olduğundan ufak gibi gözüküyordu. Vücudu biçimli, hareketleri hızlıydı. Bazen çok salaş giyinir, bazen de ender de olsa sizi bile şaşırtacak kadar kadınımsı giyinirdi. Tanıyamazdınız. Ama o kıyafetlerin için de bile zapt edilmez bir ruhu bakmasını biliyorsanız görürdünüz.

İngilizcesi iyiydi, Paris’e gitmek istediği için Fransızca çalışmaya başladı. Çok da iyi gidiyordu. Algılaması şaşırılacak ve dikkat çekecek kadar kuvvetliydi. Fransızca konuşmak yakışıyordu. Türkçeyi hızlı konuşuyordu. Şirin’i çok seviyordu. O’nu bizde çok seviyorduk. Şirin bir yıl önce gitmişti Fransa’ya. Zengin bir ressamla evlenmişti. Kendisi de foto modellik yapıyordu. Esasında Şirin ile Tuğçe’nin ilk bakışta dünyaları farklı gözüküyordu. Ama demek ki bizim bilmediğimiz sebeplerden dolayı araları çok iyi. Bazen iş çıkışı arkadaşları ile bara takınır, bir duble şarap içer, neşesi çok yerinde ise şarap yerine rakı içerdi. Yaşı genç ama Türkiye’de gitmediği il, Avrupa’da ise ülke yoktu. Bazen evde yatağa uzandığında bu tempolu yaşamdan sıkılıyor, o zaman kendini modern kadını anlatan şiirlere veriyor, onda da ayrılan, çıkan, terk edilen, psikolojik olarak tam sağlıklı olmayan, maddi olarak özgür; manevi olarak sevgi tatminsizliği yaşayan, iş yerlerinde çok başarılı ve devamlı yükselen kadının sorunlarını çözümler üretemeden anlatıyor, kendisi de dahil onların beyaz atlı prensini beklediklerini dizelerinin içlerinde gizlice anlatıyordu, tabii okumasını bilene.

Paris… Özlüyordu, özgürlüğünü, sevgi dolu sokaklarını, Eyfel Kulesi’nin dizlerinin dibindeki sokak cafelerini, oralardaki canlılığı, insanlarının renkliliğini, sokaklardaki ressamlarını, Şirin’i, onunla yaşadıkları dostluğu. O zaman takıldığı siteye daha çok sığınıyor, oradaki gerçek ve gerçek üstü insanlarla paylaşıyordu kendini. Kalemi de ilginçti. Bazen umulmadık yazılar çıkarıyordu, kelimeleri kontrolüne alıyor, kıvrak zekâsına yakışır şekilde hiciv sanatını konuşturuyordu. Yine de ailesinin neşe ve gurur kaynağı, dedesinin sıcak kedisi, annesinin bilye bakışlısı, ananesinin hırçın torunu, babasının akıllı kızı, benim bilmem ki… Sözü Şirin aldı:

-Ne kadar da çok irdeliyor bu adam da. Aramızda nasıl bu kadar kuvvetli dostluk varmış. Sana ne arkadaş. Keyfimizin kahyası mısın? Ama O’nu çok seviyorum. İnşallah yanıma gelir. Bir ev ayarlarız. Bakarsın eski arkadaşı ile de barışırlar. Belki de evlenirler. Nasıl da sevmişti onu. Ben Tuğçe’nin birisine bağlanacağını, onun için çok şeyden fedakârlıkta bulunacağını hiç düşünmezdim. Bilmiyorum belki Selim’de O’nu çok sevdi. Ya da keşke tanıştırmasaydım. Sözü anlamsızlaşan birisi alamadı, kendisi aldı.

ersin başeğmez
16 eylül 2007 18:57 _ izmir
çaysız_şekersiz ve bademsiz

Muhabbetara.com sitesinin bu bölümünde aşk hikayeleri, yaşanmış gerçek hikayaler bulabilirsiniz. Dedemin Gözünde Martılar hikayesinin beğendiyseniz yada Dedemin Gözünde Martılar hikayesi dışında bu ve buna benzer gerçek hikayeler okumak isterseniz Kategoriler kısmındaki “Hikayeler” linkini tıklayıp Dedemin Gözünde Martılar aşk hikayesi tarzında bir çok hikayei bulabilirsiniz.

Dedemin Gözünde Martılar hikayesini beğendiyseniz lütfen yorum yapınız

Dedemin Gözünde Martılar hikayeler, Dedemin Gözünde Martılar aşk hikayesi, Dedemin Gözünde Martılar gerçek hikayeler, Yaşanmış hikaye Dedemin Gözünde Martılar, Yaşanmış hikayeler Dedemin Gözünde Martılar

Kişiler

Kişiler (ı/vıı)
Korkular; anlatılamayan, paylaşılamayan hatta bölüşülemeyen, için için büyüyen, gelişen, yeşeren, her gelişmesiyle diğer duyguları daha da alt eden korkular. Sena yattığı yatağın içinde yaşadıklarını düşünüyor, alt edemediği korkuların esiri olmuş bir şekilde yatakta dört dönüyor, ağlamak istiyor; başaramıyor, uyuyamıyor, anlatamıyor, paylaşamıyordu. Nasıl yetiştirmişti ailesi onu. Her şeyi korkuya bağlamış, örf ve âdetleri, ahlaksal değerleri ön planda tutmuş, Sena’ya da bu dar dünyada kaderini yaşamak düşmüştü. Gerçi bu yaşamdan çok memnundu, orucunu tutuyor, Allah’a inanıyor, akşamları yatağa yattığında duasını eksik etmiyordu. Bekârdı, ama günümüz kızları gibi, arkadaşları gibi düşünmüyordu. Kendini evleneceği erkeğe saklıyordu. Tamam evlenmeden önce sevdiğinle dolaşacak, onunla öpüşüp koklaşacak ama işte o kadar. Teninin sıcaklığını, arzularının ateşini, kutsal bekâretini erkeğine, beyaz atlı prensine saklayacaktı. Yaşı daha otuza bile gelmemişti. Ankara’da yaşıyordu, Keçiören’de, babasının kendisine aldığı evde. Ailesi Zonguldak’ta oturuyordu, kömür kokusunun sindiği, ekmeğin, kazancın sağlıktan çaldığı şehirde. Çocukluğu orada geçmişti, en çok limanı severdi. İki katlı evlerinin bulunduğu büyük bahçede iğde, nar, ceviz ve dut ağacı vardı.

Korkular yine tüm düşlerini bir geminin denizi yarması gibi yarıyor, kafasında zonkluyor, yatakta kendinle boğuşup duruyordu. Tavanda o an dolaşıyor, kendini bir an korkunç bir kâbusta olduğunu sanıyor, fakat sonra… Elini çimdiriyor, gözünü yumuyor, yumuşak kirpiklerini şimşek gibi açıyor, gerçek yine tüm acımazsızlığıyla karşısına geçiyor, acıtıcı bir tonda benden kaçamazsın diyordu. Sena dört duvarın arasına sıkışmış gibiydi.

Onu ilk gördüğünde bir şey hissetmemiş, hatta tipine bile uygun bulmamıştı. Siyah kıvırcık saçlarının altında iki iri göz vardı, anlamsızca dünyayı seyreden iki kahverengi donuk bakış. Yüzü biraz yuvarlak, biraz da kare gibiydi, çenesi sivri kayaları anımsatıyordu. İlgi çekici bir yanı yoktu, hatta biraz iticiydi. Sonra görüşmeye başladılar, zamanla ondan hoşlandı. Konuşması kendisini etkilemişti.

Sarmalar… Duyguları dönüp duruyordu. Bir an kendini çok yalnız ve çaresiz hissetti. Ailesi, annesi ne vardı şimdi yanında olsaydı. Onlar Ankara’ya taşınmak istememişlerdi. Ablası… Evde her dediği emir gibi algılanan ve ret edilmeyen ablası… Sena’nın iki tane dünya tatlısı yeğeni vardı. Ece beş yaşınsa, Beril ise henüz daha on aylıktı. Eniştesinin maddi durumu iyiydi. Babasının fabrikasına ortaktı. Annesi ablasına gösterdiği desteğin hiç olmazsa birazını ona gösterseydi, nasıl da ihtiyaç hissediyordu annesine. Yanında olsa, dizine yatsa ve annesi onun saçlarını okşasa. O da anlatsaydı, ağlasaydı, paylaşsaydı yaşadıklarını. Şimdi karanlık ve ıssız ormanları anımsatan odasında kendi kurgularıyla baş başa mücadele ediyor, boğuluyordu. Zaman kalsa geçmişte ve o zamanı değiştirse. Sena’nın yılgın ince parmakları farkında olmadan boynuna gitti, hemen sağ omzunun başlangıcında minik bir tepeciği andıran siyah benine. Usulca, ürkütmekten korkarcasına onu sevdi, güçlü bir rüzgâr içini yaladı, geçti. Tatlı bir ürperti hissetti, yüzüne sıcak bir tebessüm yayıldı. Tamer’in sıcak nefesini ensesinde, ılık dudaklarını beninde yaşadı. Kalın, küt işaret parmağının benini okşayışını.

Bir bulutun sislerin arasından çıkışını andırırcasına bakındı hüzünlü gözleri. Vicdan yine karşısındaki duvara bir hâkim gibi kuruldu. Tokmağın sesiyle duruşmayı başlattı. Savcı sert ve yargılayıcı bakışlarıyla Sena’yı sanık sandalyesine oturttu. Savcının gözleri sanki kirli bir geceden fırlamıştı. Korkunç bir yüzü, damarlı kaba elleri, siyah kirli sakalları vardı. Tırnağını kesmediği orta parmağını durmadan Sena’ya uzatıyor, suçluyor, Türk Ceza Kanunun kendini aldatmayı düzenleyen seksen dördüncü maddesine istinaden idamını istiyordu. Sena konuşmak, kendini savunmak istiyor, fakat bir türlü sesi çıkmıyor, annesinin bakışları avuçlarında, tırnaklarını kanlı etlerine batırıp duruyordu. Korkuyordu, bir an kendini idam sehpasında sandı, iri kıyım bir cellât başında bekliyor, sahne karışıyor, on bir asker tüfeğini ona doğrultuyor, terliyor, savcının kahkahaları onu uçurumun kenarına getiriyordu. Hâkim dişlerini ucu kanlı bir kürdanla karıştırıyor, Sena’ya Beyoğlu’nun arka sokaklarında geceleyin dolaşan birisi gibi bakıyor, ağzının kenarından akan salyaları avuçlarınla tekrar yutuyordu. Birden ortaya jüri çıkıyor, üyelerinin hepsinin erkek olduğu jüri onun üzerine doğru geliyorlardı. Annesi nar ağacından el sallıyor, ablası nanik yapıyor, babası bahçelerinde yaz akşamları oturdukları çardağın altından sigarasını içerken mahzunca bakıyordu.

-Anne! diye bağırarak uyandı. Rüya gördüğünü uzun bir süre anlayamadı. Kendine gelince saçlarından ense köküne kadar terlediğini hissetti. Kalktı, sarı ayıcıklı terliğini giydi. Yarı sarhoş, yarı ürkek banyoya doğru yürüdü, aynada bir an Tamer’in güneş gözleri yansıdı. Abdest aldı. Evden getirdiği ucu işlemeli namazlığı dolaptan aldı, ayaklarının ucuna serdi. Ayak parmakları küçücüktü.

ersin başeğmez
05 aralık 2008 19:58 _ izmir
çaysız_şekersiz ve bademsiz

Muhabbetara.com sitesinin bu bölümünde aşk hikayeleri, yaşanmış gerçek hikayaler bulabilirsiniz. Kişiler hikayesinin beğendiyseniz yada Kişiler hikayesi dışında bu ve buna benzer gerçek hikayeler okumak isterseniz Kategoriler kısmındaki “Hikayeler” linkini tıklayıp Kişiler aşk hikayesi tarzında bir çok hikayei bulabilirsiniz.

Kişiler hikayesini beğendiyseniz lütfen yorum yapınız

Kişiler hikayeler, Kişiler aşk hikayesi, Kişiler gerçek hikayeler, Yaşanmış hikaye Kişiler, Yaşanmış hikayeler Kişiler

Sobalı ev

Sobalı Ev
dede sobanın yanıbaşında ısrarla doğalgaza geçişe karşı çıkıyor son dönemdeki zamlar da onu halı çıkarır nitelikte, gerçi isteseler bu sobalı evin yerine bir işhanı dikecek kadar zenginler ,gençler yaşamından hikayeler istiyor çocuklar diğer odada koşuşturuyorlar.dede diyor ki kültür denince aklınıza ne geliyor?kız olanı kültür mantarı diye atılıyor erkek olan ise bulmaca da çıkıyor ekin demek diye.dede anlatmaya başlıyor siz doğmadan önce babalarınız bir dönemde tutuklanıp hapse atıldı,gençler şaşkın,ülkede ihtilal oldu kıza dönüp senin baban eskiden siyasetçi olduğu için,oğlana dönerek seninki de matematikçi olduğu için,bu kez ağızları su oluğu gibi açık,evet evet diyor dede erkek olana senin baban evinde çok matematik kitabı olduğu için,onun babası da evde çok siyaset kitabı bulundurduğu için tutuklandı.hatta, kıza dönerek,babanın okuduğu kitapların hepsi yasaklı olduğundan ve örgütsel doküman sayıldığından baban ilçenin spor salonunda babanın önünde bir masa masanın üzerinde bilin bakalım ne var?“KİTAPLAR“evet babanın suç aleti kitaplar ilçe gazetesinin 1/4 ünü babanın resmi kaplıyor,elleri kelepçeli suçu evinde kitap bulundurmak,eve geldim nineniz feryat figan oğlanları içeri almışlar,ben sana demedim mi okutmayalım onları büyük şehirlerde kötü kötü şeyler öğrenirler diye,sürekli ağlıyor hanım bi sus allahaşkına bakalım nolcakk!dedim,oğlana dönerek 15 gün sonra babnı bıraktılar ama kitaplarını geri vermediler çünkü kitaplarından bazısı ecnebi dilinde yazılmış anlamamışlar diğer kitaplarda maatematiksel işlemlerle dolu olduğundan zannedersem hiçbişey anlamadıklarından sen git burada olanları kimseye anlatmayacaksın anlatırsan tüm sülalenin başını belaya sokarsın ona göre deyip salıvermişler,baban eve geldiğinde konuşacak hali yoktu,lakin bana dönerek ağabeyimin durumu benden kötü ona yardımcı olmamız gerek galiba idamla bile yargılayabilirler dedi.bu kez ben şok oolmuştum,bütün vucudumu bir titreme sardı,ancak ertesi gün oğlanla oturup eni konu konuşmaya başlayınca durumu idrak edip tanıdığımız bütün okumuş insanlar danışmaya başladım,ama hepsi ağız birliği etmişcesine tamam memet dayı ama biz hiçbir şekilde olaya müdahale edemiyoruz,biraz zaman geçsin ortalık yatışsın söz çaresini bulacağız dediler.sonuç olarak baban içeride 10 yıl yattı 10 koca yıl suç aletleri“KİTAPLAR“olan bir genç orta yaşlı bir insan olarak hapisten çıktı,çıktığı gün adak kurbanını kestirdikten sonra bahçede oturuyorduk nineniz sanki yeni doğmuş bebeği gibi babanı sürekli öpüyordu babanda sürekli ağlıyordu,hapisane ziyaretlerinde konuşamadığımız birçok olayı konuştuk,akşama doğru eski arkadaşlarını tabi dışarıda olanları görmeye gideceğini söyleyerek evden çıktı.ertesi gün öğlen ne iş tutacaksın dediğimde baba dün gittiğim arkadaşlardan bir kaçı bir yayınevi açalım diyorlar biraz kardeşim biraz sen yardımn ederseniz bende ortak olmayı düşünüyorum dedi,bu çocuk aklını tamamen yitirmiş hapiste dedim kendi kendime,kardeşine sor hele dedim ve gece ninenize anlattım nineniz bu sefer bayıldı,gülmeyin gerçekten bayıldı.ayıldığında heves etmiş 10 sene hapisten sonra ne iş tutacak tek bildiği şey siyaset ve kitaplar okulu da bitiremedi ihtilal yüzünden şu bizim beri köydeki arsayı satalım dedim bey dedi bu oğlanı bu sefer asarlar bu kitaplar yüzünden sen de ona uyma arka sokaktaki ganime lerin evin altında bir boş dükkan var oraya bir bakkal açalım bir de evlendirelim bak ne güzel olur hayatı kimseye bulaşmaz kimse de ona bulaşmaz artık bir bakkalıda dükkanda sattığı pirinç ve bulgur yüzünden tutuklamazlar heralde (onu da yapmışlardır)dedi ninenizin oğlunu tekrar kaybetmekten korktuğunu anladım araziyi sattım,böylelikle baban bugün bir yayınevi sahibi.bu arada Sunay televizyonda bir söyleşi programında Türkiye de kitapların az okunduğundan yakınıyor aynı zamanda ileriden de umutlu olduğunu belirtiyor,başka bir soruya da 12 eylül dömeniyle ilgili olduğundan kısaca cevap verip konuyu uzatmıyor.dede dönüp bakın bu yazar babalarınızın en sevdiği yazarlardan biri diyor ama o bile 12 eylülü bütünüyle yazamıyor kısa hikayeler işte o kadar çünkü o adam hala yaşıyor.evet hikayem burada sona eriyor şimdi tekrar soruyorum kültür nedir?bir araştırın bakalım,evlerimizde neden kitap sayısı az toplumun beynine birşeyler mi kazınmış?kitaplar çok mu pahalı?yoksa neden hala evlerde sadece ders kitapları ve ansiklopedilerin üstünlüğü başka fazla söze gerek bırakmıyor?Ha aklıma gelmişken söyleyeyim neden doğalgaza geçiş yapmadığımı darbeden birkaç gün sonra komşular arasında bir söylenti çıkmıştı evleri arayıp tarayacaklarmış diye kitap dergi ne buluyorlarsa sorguluyorlarmış eve gelip ne kadar kitap varsa sobaya atıp yaktım babalarınıza ulaşsaydım onlara da aynısını yapmalarını söyleyecektim lakin ulaşamadım.nineniz kağıtla sabanın kağıtla ısındığı nerde görülmüş diye sızlanıyordu ve yıllar sonra bir şarkıda duyup gülmüştüm o halime Ah!kitaplar sobada yanmış,sazlar duvarda kalmış diye devam ediyor,bi de sobalı evlerde muhabbet bi başka oluyor be evlatlarım.
Muhabbetara.com sitesinin bu bölümünde aşk hikayeleri, yaşanmış gerçek hikayaler bulabilirsiniz. Sobalı ev hikayesinin beğendiyseniz yada Sobalı ev hikayesi dışında bu ve buna benzer gerçek hikayeler okumak isterseniz Kategoriler kısmındaki “Hikayeler” linkini tıklayıp Sobalı ev aşk hikayesi tarzında bir çok hikayei bulabilirsiniz.

Sobalı ev hikayesini beğendiyseniz lütfen yorum yapınız

Sobalı ev hikayeler, Sobalı ev aşk hikayesi, Sobalı ev gerçek hikayeler, Yaşanmış hikaye Sobalı ev, Yaşanmış hikayeler Sobalı ev

Muhabbetara sohbet odalarına hoşgeldiniz. Kaliteli ve seviyeli chat muhabbet odalarına girmek için hazır olun. Sitemiiz sabit kullanıcıları haricinda googleda muhabbet chat ve bir çok sohbet kelimeleri aramasında üst sıralarda çıkmanın gurunu yaşamaktayız. google un verdiği bu ayrıcalık ile sizlere daha iyi ve kaliteli bir hizmet vermek için ekibimiz ile birlikte çalışmaktayız.

sohbet sohbet odaları oteller indir
Clicky Web Analytics